Kaplıca Tesisleri

Talassoterapi Nedir Faydaları Nedir

Talassoterapi; koruyucu ve tedavi edici ve/veya kür amaçlı olarak tıbbi gözetim ve denetim altında, deniz ve çevresine özgü tüm yararlı etkenlerin, yani deniz iklimi, deniz suyu, deniz çamurları, yosunlar, kum ve denizden elde edilen diğer maddelerin kombine olarak değişik yöntemlerle kullanıldığı bir tedavi sistemidir.

Isıtılmış deniz suyunun terapi amaçlı kullanımı antik çağlara dayanmaktadır. Termalizimde yüzyıllar süren doğal evrim, talassoterapiyi ortaya çıkarmıştır. Sadece deniz kıyılarında kurulabilen Talassoterapi Merkezleri, insan sağlığına gerekli olan iyileştirici gücünü denizden almaktadır. Talassoterapi zengin vücut ve yüz bakım programları ile deniz iklimi ve bol güneş sayesinde, vücudun ve zihnin tümüyle yenilenmesini, güzelleşmesini ve pozitif enerji depolamasını sağlamaktadır.

Deniz ve ikliminin kür tarzında uygulanma yöntemi olan talasso bakımlarını SPA bakımlarından ayıran özellik sıcak deniz suyu ile yapılan özel talaso bakımları ile metabolizma hızlanması ve yoğun olarak mineral alımı sağlanmasıdır. Metabolizmanın hızlanması ve minerallerin vücuda nüfuz etmesi sonucunda yorgun olarak vücuttan toksin atılır. Bu da vücuttaki yağ yakımını kolaylaştırarak, kan dolaşımını hızlandırıcı endorfin (mutluluk) hormonunun salgılanmasını destekler ve toksinlerin atılmasını sağlar. Ayrıca talasso bakımları tam bir motivasyon kaynağı olmanın yanında zayıflama ve sağlıklı bir vücuda sahip olmada da önemli bir unsurdur.

Önemli faydaları;

 

  • Cildi temizler
  • Metabolizmayı hızlandırarak kilo vermeyi sağlar
  • Kardiyo-vasküler fonksiyonları geliştirir
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Egzama, sedef hastalığı, kas ve sırt ağrılarına iyi gelir.
  • Talassoterapi ayrıca sigara bıraktırma seanslarında da kullanılabilir.

DOĞA Termal Yalova

DOĞA İNŞAAT ARMUTLU YALOVA DA TERMALE BAŞLADI

Armutlu’nun gerek jeotermal kaplıcalara, gerekse Marmara Bölgesi’nin en temiz sahil kesimine sahip olması turistik önemini arttırmaktadır. Sağlık turizmi açısından da her yıl önemli oranda misafir ilçeyi ziyaret etmektedir.

Armutlu ilçesinde jeotermal su, kaplıca turizminin temelini teşkil etmektedir. Suyun bulunduğu yer ağaçlarla kaplı, dinlenmeye uygun, havadar bir bölgedir. Armutlu kaplıca suyu Türkiye’de en fazla radyoaktiviteye sahip kaplıca suyudur.

Armutlu; denizi, kaplıcası ve doğasıyla dört mevsimi bir arada yaşayan ender yerlerden biridir. Armutlu çevresinde bulunan kayalık alanlar zıpkınla dalmaya ve su sporlarına uygun bölgelerimizdendir.

Armutlunun tarihi çok eskilere dayanır. Evliya Çelebi ünlü Seyahatnamesin

de, 1050 senesinin Sefer ayının altıncı günü Mudanya Kasabasına

vardıklarından ve oradan bir gemi ile Bozburun İskelesine geldiklerinden

söz eder.Armutluya ilk yerleşenlerin kimler olduğu ve ne zaman

yerleştikleri bilinmemektedir. Yalnız 1320 yıllarında Bizanslılardan alınarak

Osmanlılara katıldığı kayıtlarda vardır. Bu da bize 1300 yıllarından önce

Armutlunun bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.

Marmara bölgesinin batısında uzanan Bozburun Yarımadası’ nın

Doğusunda Gemlik, Kuzeyinde Samanlı Dağları ve Güneybatısında

Marmara Denizi ile çevrilidir. İlçemiz Yalova’ ya 55km., Gemlik’ e 38 km.,

Bursa’ ya 70 km. ve İstanbula deniz yolu ile 37 deniz mili mesafededir

Termal Su Vücudunuzu Arındıran Bir Detokstur.
4 Farklı Havuz ve Size Özel Jakuzinizde 24 Saat Termal Suyumuz Sağlığınız İçin Rehabilitasyon Sağlayacak…

 

Hakkımızda

DOĞA İnşaat; Pratikle – Teoriyi, Tecrübeyle – Tekniği iyi harmanlamanın haklı gururunu taşımaktadır.

 

Bir yandan kurumsal yapımız gereği İstanbul genelinde ilçelerin yapılanma projelerine imza atarken, diğer yandan vatandaşlarımız ve

sevenlerimizin teveccühü ile yoğun konut inşaatlarımız devam etmektedir.

 

Tecrübeli, genç ve dinamik kadrolar yönetiminde geniş olanakları, makine parkı ve güçlü mali portresi ile DOĞA TERMAL İnşaat,

geçmişten günümüze çizdiği güvenli, prestijli ve başarılı yolda emin adımlarla yürümektedir.

 

 

Suyla Gelen Sağlık “Kaplıcalar”

Doğal yer altı kaynak sularının, yüzeyde çıkış yaptığı yere kurulan tesislere kaplıca denir. Kaplıcalar,  mineralize termal suların ve bunlara ait çamurların, banyo, içme, solunum yolu ile kullanılması, ayrıca iklim kürü, fizik tedavi, rehabilitasyon, mekanoterapi, beden eğitimi, masaj, psikoterapi, diyet vb. yan tedavilerle birleştirilmesi ile oluşturulan kür uygulamalarının uzman hekim denetiminde yapıldığı sağlık tesisleridir.

İçerisinde yararlı mineraller içeren, termal olarak adlandırılan, tedavi edici nitelikte olan şifalı suların toprak üzerine çıktığı yere ılıca adı verilir. Kaplıca sözcüğü, ılıcanın üstüne bir hamam yapılması sonucunda ortaya çıkan tesisin ”  kaplı ılıca” biçiminde tanımlanmasından türemiştir.  

İçme kürü olarak yararlanılan kaplıcalara içmece de denilmektedir.

Birçok hastalığa iyi gelen ılıcalar, günümüzde turizm alanında büyük bir sektör yaratmıştır. Özellikle termal otel adı altında faaliyet gösteren yüzlerce tesis, kurdukları özel havuzlarda, çeşitli yan hizmetlerle birlikte faaliyet göstermektedirler.

 

Nasıl Oluşmuştur?

Yer altı kabuğunda bulunan magmaya yakın katmanlardaki sular, milyonlarca yıl önce meydana gelen tektonik hareketler sonucunda, toprak altında oluşan çatlaklar sayesinde, kendi sıcaklığının da etkisiyle, yüzeye doğru olan parçaları eritip buharlaşarak yeryüzüne ulaşırlar. Yüzeye ulaştıklarında da halen sıcaktır.

Maden suyunun yeryüzüne çıktığı kaynağa kaynarca denir. Bir kaynarca suyunun fiziksel ve kimyasal özelliği bir başkasına, hatta çok yakındaki bir kaynaktan çıkan maden suyunun özelliğine benzemez. Bu nedenle tıbbi tedaviye yardım amacıyla kullanımında özenli olmak gerekir. Öte yandan kaplıca sularının hastalıkların iyileştirilmesine katkıda bulunma ölçüsü hakkında ayrıntılı ve kesin bilimsel açıklama yoktur. Madensel sular derinlere sızan yer üstü sularının ve/veya derinlerde oluşan suların yeryüzüne çıkması ile oluşur. Bu sular yollarına çıkan mineralleri, tuzları, gazları ve radyoaktif maddeleri eriterek bünyelerine katar, bazen de ısınarak yeryüzüne çıkarlar.

Özellikleri

Zengin mineral içerirler.

Sular sıcak ya da ılıktır.

Sıcaklık değeri hep aynıdır.

Fay hatları ile konumları bağlantılıdır.

Hangi Maddeleri İçerir?

Oluşum esnasında, sıcak sular yeryüzüne çıkarken, katmanlarda biriken yer altı zenginlikleri diye tabir edilen bazı mineralleri de bünyesine katar. O noktada hangi madde varsa, suyla birlikte daima yeryüzüne çıkmış olur. Toprağa ulaştığında da ılıca olup olmadığını, buraya tesis yapılıp yapılamayacağı da, böylelikle belirlenir. 25 derecenin üstündeyse ve 1 litresinde 1 gramın üzerinde çözülmüş madde varsa, sağlığa faydalı olan bir kaplıca niteliği taşımaktadır. Bu da kimyasal testlerle olur. İçlerinde bulunanlar ise:

Potasyum

Fosfor

Sodyum

Kükürt

Magnezyum

Kalsiyum

İyot

Demir

Sülfür

Radon

Tuz

Kaplıcanın Etkinliği Hangi Faktörlerle İlgilidir ?

Suyun sıcaklığı, İçerdiği kimyasal maddeler, Kaynak bölgesinde bulunan mikroskobik organizmalar, Havadaki nem oranı, Havanın sıcaklığı, Atmosfer basıncı, Rüzgar…

Kaplıcanın Tarihçesi

Yer altı sıcak maden sularının (kaplıcaların) temizlik amacından ziyade sağlık ve tedavi amacıyla kullanımının Milattan önceki dönemlerde, Afrika da, Mısır ve Madagaskar da geliştiği Tevrat’tan öğrenilmektedir. Germen ve Keltlerin kullandıkları kaplıcalara ait eserler. St. Moritz’de MÖ 2000 yıllarına ait kalıntılarla belgelenmiştir. Etrüsklerin kaplıca tedavisindeki uygulamaları sürecinde Yunanlılar bu alanda ilk bilimsel adımı attılar. Yunan bilgini Heredot (MÖ 485-425) 9 bölümlük eserinde Kaplıca Tedavisinin Ana İlkelerini belirlemiştir. Modern Tıbbın kurucusu İstanköylü Yunan Hekimi Hippokrates (MÖ 460- 375) “De Natura Hominis” adlı yapıtında doğal kaynaklarla tedavinin esasını ekolojik yaklaşımlarla açıklayan ilk tıp bilginidir.

Eski tunç çağından bu yana şifa dağıtmakta olan kaplıcalar ve Termal çamur doğal bir güzellik iksiridir ; Demir ve potasyum gibi mineraller yönünden son derece zengin olan bu çamuru Kleopatra’nın çok sık kullandığı bilinmekte Roma ve Bizans imparatorluğunun da bölgeye önem verdiği yapılan kazı ve araştırmalardan ortaya çıkan eserlerle anlaşılmaktadır.

Romalılar kaplıcalara çok önem vermişler egemenlik alanları içindeki tüm kaplıca kaynaklarını değerlendirerek buralarda halkın yararlanabileceği hamamlar açmışlardı. Askerlerinin savaş sonrası hastalıklarını (yaralarını ve ağrılarını) kaplıcalarda tedavi etmeleri ile Kaplıca tedavisine verimli bir anlam kazandıran Romalılar, sıcak yer altı sularını spor amacıyla da değerlendirdiler, konuya mimari yönden oldukça büyük bilimsel katkılarda bulundular. Pompei kenti plan ve tesisat gibi, Anadolu da günümüz önemli kaplıcalarındaki hala mevcut kalıntıları Roma yapıtlarının bu alanda kat etmiş olduğu mesafenin belgeleridir. Kaplıcalara verilen önemin Roma da olduğu gibi Bizans’ta da devam ettiği bilinmektedir. Romalılar gibi Bizans İmparatorları da Anadolu’nun bir çok yerleşim merkezine hamamlar inşa ettirmişlerdir.

Osmanlı Türkleri de şifalı sulara Romalılar ve Selçuklular gibi büyük önem vermişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama devriyle kaplıcalara verilen önemde kaybolmuştur. Kaplıcaların Osmanlı’nın son dönemlerdeki ihmali, Cumhuriyet devrinde Atatürk’ün kaplıcaların modern hale getirilmesi için verdiği emre kadar devam etti. Anadolu’daki Roma ve Bizanslılardan kalma kaplıca eserlerine yepyeni bir ruh ve anlam kazandıran Türkler, ”Türk Hamamı” tipinden gelen temizlik amaçlı “Kurnalı Yıkanma Yerleri” ve yanında tedavi amaçlı kaplıcanın büyük havuz tekniğini Avrupa’ya kadar yaymıştır. Bu gün dünyadaki tüm termal turizm tesislerinde yer alan “Türk Hamamları” bu kültürün eseridir.

Türkiye’de Kaplıcalar Nerededir?

Dünya’nın en çok yer altı kaynak sularına sahip ülkelerinden birisi de Türkiye’dir. Hatta ilk sıralarda yer alır. Jeotermal enerji kapasitesi bakımından 7. Sırada yer alır. Bu kadar zengin olmasının sebebi ise ülkemizin verimli topraklar ve fay hattı üzerinde bulunmasıdır. Fay hatlarındaki çatlaklar, magmaya yakın katmanlardaki suların toprağa ulaşmasını sağlarlar.

Ülkemizde kaplıcaların yoğun olduğu kısım, Ege Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi’nin batı bölümüdür.
Şifalı suların çıktığı ve en çok termal otelin bulunduğu il 10 şehir ise şunlardır;

İzmir

Denizli

Afyon

Kütahya

Yalova

Aydın

Balıkesir

Bursa

Sakarya

Ankara

Kaplıca Tedavisinin Amacı Nedir ?

Vücut direncini artırmak, Genel durumu düzeltmek, Hastanın şikayetlerini azaltmak, Hastanın bulgularını ortadan kaldırmak, Kalıcı hasarları önlemek, Eklemlerde oluşan kireçlenmeleri gidermek, Kas ve Eklem ağrılarını azaltmak, Romatizmal hastalıkları tedavi etmek.

Hangi Hastalıklara İyi Gelmektedir?

Özellikle Türkiye’de alternatif tıp olarak nitelendirilir ve birçok hastalığa iyi gelmektedir. Kemik hastalıkları başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıkları yok etmede kullanılan ve önerilen kaplıcaların faydaları aslında saymakla bitmez. Tıp dilinde balneoterapiolarak da bilinir.

Balneoterapi Nedir?

Sıcak yeraltı sularının onarıcı etkilerinden faydalanılmak üzere banyo veya su masajı şeklinde uygulanan yöntemebalneoterapi denir.

Balneoloji, Balneoterapi, Klimaterapi

“Balneoloji” “banyo bilimi” demektir. Bilimsel bir disiplin olan balneoloji, “yer altı, toprak, su ve iklim kaynaklı doğal iyileştirici faktörlerin bilimi” olarak tanımlanır. “Balneoterapi” ise bu doğal faktörlerle yapılan banyo, içme ve inhalasyon kürleri şeklinde uygulanan bir uyarı-uyum tevdisi yöntemidir. Balneoterapi’de kullanılan doğal iyileştirici faktörler yeraltı kaynaklı doğal şifalı sular, çamurlar ve iklimsel faktörlerdir. Bunlara “balneolojik kaynaklar” veya “balneoterapötikler”denir.

En yayın kullanılan balneolojik kaynaklar şifalı sulardır. Doğal peloidler (çamurlar) ve gazlar (karbondioksit, radon, hidrojen sülfür), kaplıca tedavisinde kullanılan diğer kaynakladır. Balneolojik kaynakların incelenmesi, fizik, kimya, biyoloji, hidroloji, jeoloji, klimatoloji ve tıp gibi farklı bilim dallarının konusudur. Balneoloji, bu bilim dallarının ortak alanı olarak, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişmiştir. Balneoloji, “balneoterapide kullanılan etkenleri fiziksel, kimyasal, biyolojik, jeolojik, hidrolojik, ekolojik ve medikal yönlerden inceleyen bilim dalı” olarak da tanımlanabilir.

İklimsel faktörlerin hastalıkların tedavisinde sistematik olarak kullanılmasına “klimaterapi” denir. “Balneoklimaterapi” ise kaplıca küründe, balneolojik kaynaklarla iklimsel faktörlerin birlikte kullanılmasıdır. Özgün bir tedavi yöntemi olan balneoterapi tek başına veya diğer tedavi yöntemleriyle kombine/kompleks şekilde uygulanabilir.

Şifalı sular

Balneoterapi’nin en yaygın kullanılan doğal balneolojik kaynakları olan şifalı sular, fiziksel ve kimyasal niteliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel kabul gören sınıflandırma şöyledir:

1. Termal sular: Doğal su çevrimine bağlı olarak oluşur, toprağın alt katmanlarında magmaya yaklaşarak belirli bir sıcaklığa ulaşırlar. Doğal sıcaklıkları 20º C’nin üzerindedir.

2. Mineralli sular: Toprakta bulunan mineral, gaz ve diğer maddeleri değişik düzeylerde çözündürürler. Litrelerinde 1 gramın üzerinde çözünüş mineral bulunur.

3. Termomineral sular: Yüzey sularına göre yüksek bir sıcaklığa, yüksek mineral içeriğine ve özel bir kimyasal bileşime sahiptirler. Doğal sıcaklıkları 20º C’nin üzerindedir ve  litrelerinde 1 gramın üzerinde çözünmüş mineral bulunur.

Ayrıca, bazı özel mineralleri eşik değerlerin üzerinde içeren “özel balneolojik sular” sınıflaması da mevcuttur:

Karbondioksitli sular: 1 g/L üzerinde çözünmüş serbest karbondioksit içerirler.

Kükürtlü sular: 1 mg/L üzerinde -2 değerli kükürt içerirler.

Radonlu sular: 666 Bq/L üzerinde radon ışınımı içerirler.

Tuzlalar: 14 g/L üzerinde sodyum klorür içerirler.

İyotlu sular: 1 mg/L üzerinde iyot içerirler.

Florürlü sular: 1 mg/L üzerinde florür içerirler.

Peloidler (şifalı çamurlar)

Kaplıca kürünün özgün tedavi yöntemlerinden biri olan peloidoterapi’de kullanılan balneolojik kaynaklar olan peloidler jeolojik ve/veya jeolojik ve biyolojik hadiseler neticesinde oluşan organik veya inorganik maddelerdir. Doğada ince tanecikli halde bulunabilirler veya bazı işlemlerle ufak-ince tanecikli hale getirilirler. Doğal olarak su içerebilirler veya susuz olabilirler. Kullanım sırasında yeterli miktarda termal veya normal su ile karıştırılarak, uygun yoğunluğa ve sıcaklığa getirilirler. Çamur banyoları ve çamur paketleri şeklinde bazı hastalıkların tedavisinde kullanılırlar. Peloidler, kaynak, nitelik ve bileşimlerine göre 4’e ayrılırlar:

1. Turbalar: Özellikle yüksek su bağlama kapasitesinde, asit pH’da, boya maddeleri, hümik asit ve rezorbe olabilen östrojen benzeri maddeler içerirler.

2. Şifalı bataklar: Durgun sulardaki ufak tanecikli çökeltilerdir. Organik maddeler bakımından çok farklılık gösterirler.“Bitüminoz” ve “mineralli” olarak 2’ye ayrılırlar. Mineralli olanlar termomineral suların doğal olarak yeryüzüne çıktıkları (kaynadıkları) yerlerde oluşurlar. Bitüminoz olanlar daha çok organik madde içerirler. 

3. Delta ve deniz balçıkları: Delta balçıkları, akarsu deltalarında çöken inorganik sedimentlerdir. Deniz balçıkları ise deniz diplerinde, gelgit ile bağlantılı çöken ve deniz suyuna benzer içerikte çözünmüş mineral içeren çökeltilerdir.

4. Şifalı topraklar: Su topluluklarının dışında ufalanmayla oluşan ufak tanecikli sedimentler veya katı halde bulunan kayaçlardır. “Fango”, “tan” ve “volkanik tüf” başlıca şifalı topraklardır. Tedavide, termomineral suyla karıştırılarak, paket şeklinde (peloma), vücudun belirli bölgelerine uygulanırlar.

Klimatik (iklimsel) faktörler

Çağdaş kür tedavisinde özgün bir tedavi imkânı olan klimaterapi’de, seçilen kaplıcanın lokal klimatik faktörlerinin faydalı etkileri değerlendirilir. Klimatik faktörleri ve etki tarzlarını 6 grupta toplamak mümkündür.

 Klimatik faktörler                                                                                           Etki tarzları

Hava sıcaklığı, buhar basıncı, hava hareketleri ve kızılötesi ışını                 Termik

Havanın nemi, rölatif veya mutlak buhar basıncı                                           Nemsel

Rüzgar (yön ve hızı), hava basıncı                                                                 Mekanik

Oksijen, ozon, aerosoller, terpenler (antropojen karakterli maddeler)            Kimyasal

Görünür ışık ve ultraviyole (mor ötesi) ışın                                                    Işınsal

İyonlar, elektrik ve manyetik alanlar, elektro-manyetik impulslar                 Elektriksel

 

İklimsel faökterler, insan vücudu üzerinde yarattıkları etkilere göre “uyarıcı” ve “yatıştırıcı” olarak 2’ye ayrılırlar. Ayrıca, klimaterapötik açıdan kabul edilemez olan klimatik faktörler de tanımlanmıştır. Bir kaplıca kür merkezinde olumsuz klimatik faktörlerin varlığı istenmez.

Stimülatif (uyarıcı) klimatik faktörler:

- Aşırı serinletici etki (belirgin rüzgar hızı ve şiddeti)

- Global ve UV radyasyonunun şiddetli olması

- Düşük parsiyel oksijen basıncı

- Hava sıcaklığı ve nemde yıllık ve günlük oynamaların fazla olması

 Sedatif (yatıştırıcı) klimatik faktörler:

- Günlük sıcaklık oynamalarının az olması, buna bağlı olarak serinletici etkinin düşük olması

- Bol ama şiddetli olmayan global güneş radyasyonu

- Hava kirliliğinin olmaması (ortalamanın üzerinde hava temizliği)

 Olumsuz klimatik faktörler:

- Bunaltıcı sıcak

- Global ve UV radyasyonunun şiddetinin çok az olması

- Hava kirliliği

- Puslu hava ve sis

- Smog (sis+hava kirliliği)

 Balneoterapi yöntemleri

Balneoterapi, termal ve/veya mineralli suların, peloidlerin ve gazların, yöntem ve dozları belirlenmiş, banyo-paket-içme-inhalasyon uygulamaları şeklinde, düzenli aralıklarla, seri halde tekrarlanarak kullanılmasıyla, belirli bir zaman aralığında ve kür tarzında gerçekleştirilen bir uyarı-uyum tedavisidir. Başlıca balneoterapi yöntemleri şunlardır:

1. Banyolar: Termomineral su, peloid ve gaz banyolarıyla bunların lokal uygulamalarıdır.

2. Peloidoterapi: Peloidlerin banyo, paket ve tampon şeklinde uygulanmasıdır.

3. İçme kürleri: Mineralli sularla kaplıcalarda veya yaşanılan yerde yapılan içme kürleridir.

4. İnhalasyonlar: Termomineral su aerosolleriyle yapılan uygulamalardır.

5. Hidroterapi: Termomineral sularla yapılan lavaj ve irrigasyonlar, duşlar ve dökmeler bu tür uygulamalardır.

Banyolar

Banyolar, “soğuk” (hipotermal; 34º C’nin altında; deniz banyoları da bu gruba girer), “ılık” (izotermal; 34-35º C), “sıcak”(termal; 36-38º C ve 38-40º C) ve “aşırı sıcak” (hipertermal; 40-42º C) olarak sınıflandırılır. Banyo süresi genellikle 20 dakikadır; hipertermal banyolarda 10 dakikaya indirilebilir, izotermal banyolarda 25-30 dakikaya kadar uzatılabilir. Tam, yarım, oturma banyosu ve ekstremite (kol-bacak) banyosu şeklinde uygulanabilir. Genellikle 2-4 hafta süreyle, her gün (haftada bir gün banyosuz geçer) veya gün aşırı bir defa yapılır. Ülkemizdeki geleneksel uygulamalarda günde iki, hatta üç banyo yapılabilmektedir. Radyoaktif sularla yapılan kürlerde daha seyrek, örneğin üç günde bir banyo yapılabilir. Karbondioksit banyolarında genellikle iki gün üst üste banyo yapılması, üçüncü gün ara verilmesi tavsiye edilir. Bir kaplıca küründeki banyo sayısı 15-20 arasındadır. Hasta, karbondioksitli banyolar haricinde, özellikle tam banyolarda, rahatça hareket edebilmelidir.

Banyodan sonra vücut iyice kurulanır ve ısısı uygun bir odada yarım saat-bir saat arasında dinlenilir. Dinlenmeden sonra hasta masaja, egzersize veya fizik-tedaviye alınabilir, sportif aktivitelere katılabilir.

Karbondioksitli sularla yapılan ve “kuru karbondioksit banyosu” olarak da bilinen karbondioksit gaz banyosunda ise hasta özel bir kabinde, karbondioksit buharı içine oturtulur. Bu gaz ortamının üst düzeyi kişinin koltukaltı seviyesini aşmaz. Böylesi bir ortam karbondioksit gazının sudan ayrıştırılması ve kabine verilmesiyle elde edilir. Gaz ortamının sıcaklığı genellikle 20º C’dir. Banyo süresi 20-30 dakika arasındadır.

Peloid uygulamaları

Peloidler, banyo (tam, yarım veya ekstremite banyoları) veya paket şeklinde uygulanır. Paket, en sık kullanılan peloidoterapi yöntemidir. Burada, bitimünoz veya minerali bataklar, deniz ve delta balçıkları ve termomineral suyla karıştırılmış şifalı topraklar kullanılır. Paketler vücudun belirli bölgelerine uygulanır. Sıcaklıkları 50º C’ye kadar olabilir. Uygulama süresi genellikle 30-40 dakika kadardır. Uygulama sıklığı iki veya üç günde birdir, bazan her gün de yapılabilir. Bir kürde ortalama 15-18 uygulama yapılır. Çamur paket uygulamaları, imkân ve endikasyon varsa termomineral su banyolarıyla kombine veya dönüşümlü olarak yapılabilirler. Peloidlerin banyo şeklinde kullanımı daha çok turbalarla sınırlıdır. Tam peloid banyosu 15-20 dakika süreyle 39-40º C sıcaklıkta uygulanır. Oturma banyosunda veya ekstremitelere uygulanan banyolarda sıcaklık 44º C’ye kadar çıkarılabilir.

Uygulamadan sonra ılık (37-38º C) bir duş ile vücut çamurdan temizlenir. Kurulandıktan sonra yarım saat-bir saat arasında dinlenilir. Dinlenmeden sonra hasta yürüyüşe çıkabilir, masaja veya egzersiz programına alınabilir. Peloid tedavisi egzersiz için iyi bir hazırlayıcıdır, çünkü doku ve kasları yumuşak ve esnek hale getirir.

İçme kürleri

Balneoterapi’de termomineral sularla yapılan banyolardan sonra en çok kullanılan yöntem, doğal mineralli suların belirli bir sürede, gün boyu bölünmüş dozlarda ve belirli miktarlarda içilmesiyle yapılan içme kürleridir. Kullanılan mineralli suyun kimyasal bileşimine bağlı olarak, sindirim sistemi üzerinde doğrudan, böbrekler ve idrar yolları üzerinde ise dolaylı etkiler ortaya çıkar. İçme küründe günlük içilecek su miktarı, -bazı aktif mineralli sular hariç- genellikle kg başına 10 ml kadar, diüretik olanlarda 20 ml kadardır. Gün içinde, yarım saatten az olmayan aralıklarla içilir. İçmenin yemeklerle ilişkisi, kişinin gastrointestinal fonksiyonlarını değerlendirmek suretiyle, hekim tarafından belirlenir. İçme küründe kullanılan suyun sıcaklığı genellikle 25º C’dir. Daha düşük sıcaklıktaki sular ısıtılarak verilir. Kür süresi ortalama 3 haftadır. Kür sırasında şu kurallara uyulması gerekir: mineralli su kaynaktan içilmelidir, su içildikten sonra bir süre dinlenilmelidir, günlük doz mutlaka ufak miktarlara bölünerek alınmalıdır.

İnhalasyonlar

Mineralli su aerosollerinin solunması yoluyla yapılan balneolojik tedavi biçimidir. Aerosoller çapları 0.001-100µm arasında olan partikülleri içeren gaz oluşumlarıdır. “Kuru” (0.1-5 mikron), “nemli” (5 mikrondan büyük) ve “sprey” (20 mikrondan büyük partiküller) olarak sınıflandırılırlar. İnhalasyon uygulamalarında amaç, inhale edilen mineralli su partiküllerinin solunum sisteminin istenilen bölgesine ulaşması, burada depozisyona uğrayarak doğrudan etkili olmasıdır. Depozisyon, partiküllerin taşıyıcı gazdan ayrılarak ortama bırakılmasıdır. Kuru bronş salgıları solunum sistemini olumsuz yönde etkiler. Aerosol tedavisiyle salgı sulanmakta ve öksürükle atılması kolaylaşmaktadır.

İnhalasyonlar, 28-31º C sıcaklıkta, 5-15 dakikalık sürelerle yapılır. Uygulama sırasında sıcaklık yavaş yavaş 28º C’ye düşürülür. İnhalasyon için “inhalatör” adı verilen özel aletler kullanılır. Bazı kaplıcalarda ise toplu inhalasyon için“inhalatoryum” denilen özel salonlar vardır.

Solunum yolu kısmen daralmış kişilerde uygulanmamalıdır; kurumuş salgının şişmesiyle tam kapanma olabilir ve kişi nefessiz kalabilir.

Hidroterapi

Termomineral sularla yapılan lavaj ve irrigasyonlar, duşlar ve dökmeler bu gruba girer. Bazı ağız-diş hastalıklarında oral duşlar kullanılır. Uygulamaya 35º C’lik sıcaklıkla başlanır, yavaş yavaş 40º C’ye çıkartılır. 1-3 atmosferik basınçta, günlük veya günaşırı olarak, 10-30 dakikalık sürelerle yapılır. Bazı kaplıcalarda mineralli sularla yapılan irrigasyon mide ve duedonuma da uygulanır. Suyun sıcaklığı 25-45º C arasındadır. Her tedavi iki saat kadar sürer ve haftada bir defa olmak üzere 4-5 defa uygulanır.

Kolon irrigasyonu diğer bir özel yöntemdir. Haftada bir, iki veya üç defa olmak üzere, 20-30 dakikalık sürelerle, 38-42º C’lik sıcaklıklarda uygulanır. Bu sırada 15-30 litre kadar izotonik mineralli su kullanılır.

Vajinal irrigasyonlarda 38-45º C sıcaklığında mineralli su, 15 dakika süreyle uygulanır ve 19 litre kadar su harcanır.

Nazal ve farengeal irrigasyonlar, genellikle inhalasyon tedavilerinden önce mukus salgılarının temizlenmesi amacıyla yapılır. İzotonik ve hafif hipertonik sular 35-37º C sıcaklıkta, 10-20 dakika süreyle kullanılır.

Şifa Dağıtan Sular “Kaplıcalar “

Belirli bir yaşın üzerindeki kesim aynı zamanda otel hizmeti de veren termal tesislere gidip burada belirli sürelerde kalmaktadırlar. Ya da yaşı kaç olursa olsun, modern tıp uygulamalarında deva bulamayan kişiler, çareyi doğal yolla tedavinin en önemli türlerinden olan kaplıcalarda aramaktadır.

Peki bu yer altından çıkan sular, termal, çamurlu, buharlı ve balıklı kaplıcaların hepsi hangi hastalıklara iyi gelmektedir?

*Romatizma

*Varis

*Kan dolaşımı yavaşlaması

*Kireçlenme

*Kadın hastalıkları,

*İdrar yolları enfeksiyonu

*Sedef

*Karaciğer hastalıkları

*Safra kesesi

*Sindirim sistemi

*Damar tıkanıklıkları

*Ameliyat sonrası yaralar

*Solunum yolları enfeksiyonu

*Cilt hastalıkları

*Sürekli kaşıntılar

 

Fizik Tedavideki Önemi

Kas ve iskelet sisteminde sorun yaşayanlar, bel ve boyun ağrısı çekenler, sakatlanma sonrasında kemik yapısında problemi olanlar için doktorlar ilaçtan çok fizik tedaviyle hastalarını iyileştirmeye çalışırlar. Bunun için de hastalarına kaplıcaya gitmelerini önerirler. Bunun asıl sebebi, yer altı sularının çoğunda bulunan radyoaktivite özelliğidir. Yer altından geldiği için içerisine radon gazını taşırlar. Radyum elementi de kaynak suları içindeki bir mineraldir. Özellikleri şunlardır;

  • Karaciğeri rahat çalıştırır.
  • Yaraların çabuk kapanmasını sağlar.
  • Ürik asiti vücuttan atar.
  • Kalbi kuvvetlendirir.
  • Akyuvarları çoğaltır.
  • Damarları genişletir.
  • Sinirleri güçlendirir.Kaplıca tedavisinin kontrendikasyonlarıUzman bir doktorun yönlendimesi söz konusu değilse, aşağıdaki durumlarda kesinlikle kaplıca tedavisi uygulanmamalıdır:- Hastalıkların akut (alevlenme) dönemlerinde

    - Ateşli, iltihaplı hastalıklarda

    - Kalp, böbrek, karaciğer yetmezliklerinde

    - Aktif tümör varlığında

    - Sarılık, nefrit gibi iltihaplı organ hastalıklarında

    - Aktif ülserde

    - Kanamayla seyreden hastalıklarda

    Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Kaplıcanın Yeri Nedir ?

    Kas-İskelet sistemi hastalıklarında temel tedavi yöntemleri : İstirahat Hasta bölgenin korunması, İlaç tedavisi, Fizik tedavisi, Egzersiz tedavisi, Rehabilitasyon, Cerrahi tedavi’dir.

    Kaplıca tedavisi Fizik Tedavinin Hidroterapi (su ile yapılan tedavi) alt grubu içinde değerlendirilebilir.

    Temel tedavi yöntemleri ile kombine edilerek doktor kontrölünde uygulanacak olan Kaplıca Tedavisi Kas-İskelet sistemi hastalıklarında büyük yararlar sağlayabilir.

    Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Hangi Çeşit Kaplıca Suları Faydalıdır ?

    Kas-İskelet Sistemi hastalıklarında genellikle tuzlu, kükürtlü, karbondioksitli, oligometalik ve radyoaktif sular etkili olmaktadır. (Kütahya Yoncalı bölgesindeki sular bu özelliktedir)

    Hangi Hastalıklarda Kullanılır ?

    · Kireçlenmeler,

    · İltihabi romatizmalar,

     · Yumuşak doku romatizmaları,

    · Mekanik bel ve boyun problemleri,

    · Çalışma şart ve ortamına bağlı ağrılı tablolar,

    · Ortapedik problemler; kırık sekelleri,ameliyat komplikasyonları,

    · Spor yaralanmaları,

     · Kas hastalıkları,

    · Nörolojik hasarlanmalara bağlı problemler.

    Kaplıcanın Etkileri Nasıl Oluşur ?

    Kesin olarak bilinmemektedir.Kaplıcanın tedavi edici etkisi iki ana mekanizma ile açıklanır:

     · Biyokimyasal-Spesifik etki; su içinde bulunan erimiş mineral ve gazların deri yoluyla emilmesi sonucu vücut metabolizmasında değişikliklere sebep olmaları.

     · Termal-Nonspesifik etki; suyun sıcaklığı ve çevre faktörlerin etkisi ile kan dolaşımının artması, metabolizmanın hızlanması, sinir sisteminin ve hormonal sistemlerin uyarılması.

    Kaplıca Tedavisinin Etkileri Nelerdir ?

    · Genel durumda düzelme,

    · Kan dolaşımında artma,

    · Solunum hızlanması,

     · İç organ işlevlerinde artma,

    · Vücut ısısında artma-terleme,

     · Bozulmuş hormonal ve sinirsel dengelerde düzelme,

     · Ağrılarda azalma ve kas spazmlarının çözülmesi,

    · Hareket kapasitesinde artma,

     · Eklam ve kaslardaki kalıcı hasarların önlenmesi,

    · Psikolojik rahatlama.

    Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir ?

    · Hastalığın kesin tanısı konulmalıdır,

    · Hastalığın aktivasyon derecesi, yaptığı lokal ve sistemik hasarlar değerlendirilmelidir,

     · Hastanın sistemik-dahiliye kontrolü mutlaka yapılmalıdır,

    · Hasta kaplıca kürü esnasında izlenmeli, yararlı ve zararlı etkiler gözlenmelidir.

    Hangi Hastalar Kaplıcaya Giremez?

    · Ateşli hastalıklar, sistem enfeksiyonları,

     · Alevli dönemde iltihabı-romatizmal hastalıklar,

     · Ağır kansızlık,

     · Kanser ve benzeri habis hastalıklar,

    · Kanamalı hastalıklar ve kanamaya meyil,

    · Kadınlarda adet dönemleri, gebelik ve doğum sonrası dönemler,

    · Ağır kalp, Akciğer, Böbrek ve Karaciğer hastalıkları ve yetmezlikleri,

    · Koroner arter hastalıkları; kalp krizi geçirmiş hastalar, yakın zamanda kalp anjini-spazmı geçirmiş hastalar,

     · Oynak hipertansiyonu veya kan basıncı sürekli sistolik 150 mmHg üzerinde seyreden hastalar,

    · Yaygın varisler, iltihabı ve/veya tıkayıcı damar hastalıkları,

    · Kontrol altına alınmamış ve insüline bağımlı şeker hastalığı,

     · Akut yada kronik üriner, bilier ve istestinal tıkanmalar,

    · Açık yaralar,

    · 6-12 aydan yeni, antikoagülan kullanan, yüksek risk faktörüne sahip Serebrovasküler hastalığa bağlı yarım felçli hastalar (hiç girmeseler daha iyi ),

     · Epilepsi ve benzeri nöbet geçiren hastalar,

    · Akıl hastaları ve ağır psikolojik problemleri olan hastalar,

    · İleri yaşta ve düşkün hastalar,

    · Aşırı şişman hastalar.

    Kaplıca Sularında Hangi Şekillerde Faydalanılır ?

    Kaplıcalardan:banyo, oturma banyosu, kısmi banyo, çamur banyosu ve buhar banyosu olarak faydalanılabilinir.

    Kaplıca Tedavisi Nasıl Uygulanır ?

    Tedavi süresi ve şekli; hastanın ve hastalığın durumuna, suyun özelliklerine göre belirlenir, Tedavi süresi ortalama 2-3 haftadır. Toplam banyo sayısı 15-20 civarında tutulur. Kürler günlük veya günaşırı yapılır. Günlük kürlerde haftada bir gün ara verilir. Banyo süresi 5-25 dakika olarak belirlenir.Süre başlangıçta az tutulur, giderek artırılır. Banyo kürleri genellikle sabahları hafif bir kahvaltıdan sonra uylulanmalıdır. Yeterli sıvı desteği sağlanmalıdır. Hastalar kürden önce mutlaka mesane ve barsaklarını boşaltmalıdır. Banyo içinde en rahat pozisyonda durulmalıdır. Suyun kaldırma kuvvetinden dolayı su içinde egzersiz kolay yapılır. Su içinde hareket deriden mineral ve gaz emilimini artırır. Fazla hareket dolaşım sisteminde aşırı yüklenmelere sebep olur. Banyodan sonra hasta iyice kurulanmalı ve iyi havalandırılmış bir odada 30-60 dakika dinlendirilmelidir. Kaplıca kürü esnasında sebze ve meyve ağırlıklı gıdalar tercih edilmelidir.

    Yan Etkileri Nelerdir ?

    Duyarlı hastalarda sıcağa tahammülsüzlük, fenalık hissi, başağrısı, tansiyon yükselmesi, çarpıntı, su elektrolit bozuklukları, ateş vs. olabilir.

    Yan Etkiler Nasıl Tedavi Edilir ?

    Bu hastalar hemen ortamdan uzaklaştırılıp dinlendirilmeli, gerekli müdahaleler yapılmalı ve tedavi protokolü gözden geçirilmelidir.

    Kaplıca Krizi Nedir ?

    Kaplıca tedavisi başladıktan 4-7 gün sonra şikayetler azalmaya başlamışken birdenbire ağrılarda artma, ateş yükselmesi, uykusuzluk, iştahsızlık, bulantı-kusma, kabızlık ve ishal, çarpıntı, terleme, üşüme, sıcağa ve soğuğa tahammülsüzlük benzeri bulguları olan bir tablo ortaya çıkar. Buna Kaplıca-banyo Reaksiyonu ve Termal Krizi denir. Sebebi hormonal ve sinirsel uyum mekanimalarının bozulmasıdır. Acil tedavi gerekmektedir

    Doğal yollarla tedavi olmanın çıkış noktası 5 elementtir. Su, metal, ateş, hava. toprak, Havanın yerine geleneksel Doğu Çin Anlayışında Ağaç konulduğuda Görülmüştür

    Kür merkezi nedir?

    Türkiye’de halkımızın, insanımızın çok ihtiyaç duyduğu, bilgilendirme açısından çok ihtiyaç duyduğu bir konu. Konunun kendisi 5 elemente dayanıyor. 5 element, ki onlar olmazsa bizler de olmazdık. Toprak, su, metal, ateş, hava. Bazen de havanın yerine geleneksel Doğu Çin anlayışında ağaç konulur. Çünkü hava zaten olmak zorundadır. Bunlar birbirlerini saat kadranının her iki doğrultusunda etkiler. Su olmadan toprak olmaz, toprak olmadan ateş olmaz, ateş olmadan metal olmaz, metal olmadan su olmaz, ağaç olmadan bunların hiçbiri olmaz gibi. Çıkış noktamız budur.

    Kür merkezinin binbir türlü tarifinden biri şu olsun: Bu 5 elementin insan sağlığına sunulduğu yerlere kür merkezidenilir.”

     Ilıca : İçerisinde çeşitli kimyasal bileşik ve maden tuzları bulunan, ısısı çeşitli derecelerde olan ve bileşiğindeki özelliklere göre değişik hastalıklara iyi gelen, tesis bulunmayan üzeri açık şifalı su kaynağıdır. Ilıcalar, halk arasında girme, banyo ve koklama adları ile de bilinmektedir

     İçme : Halk arasında maden suyu, içme ve içmece olarak bilinen, çeşitli maden tuzları, kimyasal bileşikler ve gazlardan oluşan, belirli hastalıkların tedavisi ve sağlıklı yaşamak amacıyla içilmek için gidilen yeraltı suyu merkezleridir. Yeraltı suları bu yerlere gitmeden özelliğini belirli bir süre muhafaza edilebilecek şekilde paketlenerek veya şişelenerek de hizmete sunulmaktadır. Bu suların yeraltından yeryüzüne çıktığı zaman bile bazı gazların uçması neticesi tam özelliğini koruyamadığı, özelliğinden bir miktarının kaybolduğu söylenmektedir. İçmelerin tamamına yakını sindirim sistemi hastalıkları için tavsiye edilmektedir

    Çamur banyoları : Kaplıca veya ılıca çevresinde toprağın da bazı özellikler ihtiva etmesiyle birlikte, ya bulunduğu bölgeden çıkan, ya da kaynaktan gelen suyla karışarak çamur şeklini alan, özelliğine göre lokal ya da tamamen sürülmek veya içerisine yatmak, oturmak, girmek suretiyle yapılan tedavi şeklidir. Genellikle fizik tedavi, kırık-çıkık, deri rahatsızlıkları ve basur gibi rahatsızlıklar için tavsiye edilmektedir.

    Mağaralar ; içerisindeki çeşitli maden ve tuzların erimesi nedeniyle hava yoluyla koklandığında solunum yolları hastalıklarına iyi geldiği söylenen sağlık merkezleridir. Anadolu’da çok sayıda mağara bulunmasına karşın, çok azının sağlık amaçlı kullanıma elverişli olduğu bildirilmektedir

    Klimatizm Nedir?

    Bir bölgenin fiziki şartları, iklim, tabiat şartları, bitki örtüsü, havadaki oksijen durumu, tabiat güzellikleri, rüzgar, nem, hava basıncı, ışık, ısı, güneşin radyasyon derecesi, beslenme gibi etmenlerin yanı sıra temiz havanın kuruluğu, gece-gündüz ısısının birbirine yakın oluşu ve gürültüden uzak olunması, ruhsal etmenler gibi özelliklerinin; iklim tedavisi yoluyla çeşitli hastalıkları tedavi ettiği bilinmektedir. Türkiye’nin bu özelliklere sahip yerlerle çok zengin olduğu görülür. Ancak, sadece tedavide bu güzelliklerin yanı sıra beslenmenin kontrollü olması gerektiği bilinmektedir. İklim tedavisi yapılan yerler pek çoktur. Buralar durumlarına göre, her türlü müzmin hastalık, gelişme bozukluğu çekenlerin ve mikroplu hastalıklar ile akciğer hastalıkları için tedavi ortamına sahiptir.

    Bol ışıklı ve kuru havalı yerlerin verem hastalığına karşı çok iyi geldiği bilinir, gene ılık ve güneşli geçen Akdeniz bölgesi verem hastalığının her çeşidine karşı tavsiye edilir. Bir iklim tedavisinde, iklimin tek başına iyileştirici olamayacağını da belirtmek yerinde olur. Uzun süreli açık hava tedavisine ilave olarak, topluca dinlenme, güneş banyosu, güneş tedavisi, yürüyüş, deniz banyosu, su tedavisi, yemek rejimi gibi unsurların ve nihayet yaşama tarzına ilişkin eğlence, beden hareketleri ve insani ilişkiler gibi sosyal şartların tedaviyi tamamladığı söylenir.

    Kaplıcalardan Faydalanma Şekli

  • Kaplıca Mevsimi: Bölgenin iklim şartları dikkate alınarak tespit edilir. Genelde memleketimizde yerleşmiş kaplıca veiçmelerin mevsimi 15 Mayıs – 15 Eylül arasıdır.
  • Kaplıcalarda Tedavi Süresi (Kür): Gerekli faydayı sağlamak için 3 haftalık bir tedavi ve en az 21 banyo tavsiye edilir.
  • Banyo zamanı ve Süreler: Banyoya girmeden önce; küçük ve büyük Abdest yapmak, banyoda hareketsiz durmak gerekir. Banyodan çıktıktan sonra da; kurulanılmaz, havlu veya bornoza sarılınır, ılık odada 1 Saat kadar yatılır. Bu süre içinde, vücut terler. Sonra giyinilir ve 1 saat kadar daha aynı odada kalınır.
  • Birinci Banyo; kahvaltıdan önce aç karnına veya kahvaltıdan 1 saat sonra,
  • İkinci Banyo; akşam yemeğinden 2 saat önce alınması halinde azami derece fayda sağlanır.
  • Banyoda kalma süresi: İlk Gün 10 dakika; sonrakilerde ise, hastanın bünyesine ve hastalığa göre, 12-20 Dakikaarasındadır.
  • İçme Kürü: Kronik hastalıklarda tavsiye edilir. Süresi 3-6 hafta olmalıdır. Birinci gün; aç karnına bir defada 6 Subardağı (1.5 litre); ondan sonraki günler; sabah, öğle ve akşam yemeklerinden yarım saat önce ikişer su bardağı içilir.Kaplıcanın iyi geldiği rahatsızlıklar nelerdir?Solunum Sistemi HastalıklarıAstma bronşiyal, Aronik bronşit, Alerjik üst solunum yolu hastalıkları, Pnömokonyoz’dır. Bu tür hastalıklarda daha çok klimaterapi uygulanmaktadır.

    Cilt Hastalıkları

    Egzema, Akne, Psöriasis, Nörodermit, Kronik rezidüel ürtiker.

    Kas- İskelet Sistemi Hastalıkları

    Dejeneratif eklem hastalıkları(Kireçlenmeler), Yumuşak doku romatizmaları, Bazı inflamatuar romatizmal hastalıklar (örneğin Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit), Ortopedik girişimler sonrası, Travmalar sonrası’dır. Bu tür hastalıklarda daha çok banyo kürleri uygulanmaktadır.

    Kalp-Dolaşım Sistemi Hastalıkları

    Kompanse kalp yetmezliği, Fonksiyonel dolaşım bozukluğu, Esansiyel hipertansiyon, Varisler, Periferik arter hastalıkları, Esansiyel hipontansiyon (özellikle ortostatik)’dır. Bu tür hastalıklarda daha çok banyo ve iklim kürleri uygulanmaktadır.

    Mide-Bağırsak- Metabolizma Hastalıkları

    Mide hastalıkları, Şeker hastalığı, Obesite, Gut, Karaciğer-Safra kesesi fonksiyonel yetmezlikleri’dir. Bu tür hastalıklarda içme kürleri ve şifalı çamur ağırlıklı olarak uygulanmaktadır.

    Böbrek ve İdrar Yoları Hastalıkları

    Kronik piyelonefrit, Kronik sistit, Kronik prostatit, Böbrek taşları, Fonsiyonel yetmezlik. Bu tür hastalıklarda içme kürü, şifalı çamur ve banyo kürü ağırlıklı olarak uygulanmaktadır.

    Kadın-Doğum Hastalıkları

    Genital organların müzmin hastalıkları, Vejetatif over yetmezliği, Fonksiyonel sterilite (kısırlık), Ameliyatlar sonrası adhezyon profilaksisi, Dismenore, Fluor. Bu tür hastalıklarda daha çok banyo kürü uygulanmaktadır.

    Nörolojik Hastalıklar

    Merkezi ve periferik kronik inflamatuar hastalıklar, Omurga hastalıkları, Travmatik lezyonlar, Spastik paraliziler, Nöro ve myopatiler, Vasküler nörolojik hastalıklar, inme rehabilitasyonu, Nöro-vejetatif distoni’dir.
    Kaplıcanın etkili olması için nelere dikkat edilmelidir?

    Kaplıcalar doktor bilgisi dışında herhangi bir rahatsızlık için kullanılmamalıdır. Bazı rahatsızlıklar sıcak suyla temaslarda daha ciddi sonuçlara sebebiyet verebilir.
    Banyo suyunun sıcaklığının 34-36 ºC, 36-38 ºC, 40-42 ºC civarında olmalıdır. Kaplıcalarda geçirilen süre boyunca sürekli sıvı alınmalıdır. Termal havuz içerisinde yüzmek yerine oturulmalı veya dik ayakta pozisyonda durulmalıdır. Egzersiz yapılacaksa suyun ılık olmasına önem verilmelidir. 34-35 ºC sıcaklık uygundur. Sıcak suda egzersiz yapılmamalıdır.

    Şifalı Suların Özellikleri

    Şifalı su kapsamını aslında ‘Mineral Su’ kavramına bakarak açıklamak daha doğrudur. Peki nedir mineral su ? Mineral su ( Mineral Water) özgün halinde eriyik halde mineral bileşikleri ( Magnezyum, Kalsiyum, Sülfür, Sodyum ve gaz (Karbondioksit) ihtiva eden sudur.

    Genellikle renksizdirler ancak içinden geçtikleri tabakalardaki minerallerin veya gazların özellikleri sayesinde hafif yeşilimsi, mavimsi, kırmızımsı veya kirli mat bir renkte görünebilirler. Şifalı sular içerdikleri maden eriyikleri sebebiyle ciltte kayganlık yaparlar. Kokusuz olmalarına rağmen, içinden geçtikleri veya bulundukları tabakanın özelliklerine bağlı olarak kendine özgü küfümsü veya bozulmuş yumurta gibi bir kokuya sahip olabilirler.

    Şifalı suların tadı gene içinde bulundurdukları mineral eriyiklerine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Keskin, acı, tuzlu tatları doğal olarak bazı kişilerde nahoş bir hisse kapılmalarına ve bulantı duymalarına sebep olabilir.

    Uygulamalar

    Kür Merkezi

    Türkiye’de halkımızın, insanımızın bilgilendirme açısından çok ihtiyaç duyduğu bir konu. Konunun kendisi 5 elemente dayanıyor. Toprak, su, metal, ateş, hava. Bazen de havanın yerine geleneksel Doğu Çin anlayışında ağaç konulur. Çünkü hava zaten olmak zorundadır. Bunlar birbirlerini saat kadranının her iki doğrultusunda etkiler. Kür merkezinin binbir türlü tarifinden biri şu olsun: Bu 5 elementin insan sağlığına sunulduğu yerlere kür merkezi denilir.

    Ilıca

    İçerisinde çeşitli kimyasal bileşik ve maden tuzları bulunan, ısısı çeşitli derecelerde olan ve bileşiğindeki özelliklere göre değişik hastalıklara iyi gelen, tesis bulunmayan üzeri açık şifalı su kaynağıdır. Ilıcalar, halk arasında girme, banyo ve koklama adları ile de bilinmektedir

    İçmeler

    Halk arasında maden suyu, içme ve içmece olarak bilinen, çeşitli maden tuzları, kimyasal bileşikler ve gazlardan oluşan, belirli hastalıkların tedavisi ve sağlıklı yaşamak amacıyla içilmek için gidilen yeraltı suyu merkezleridir. Bu suların yeraltından yeryüzüne çıktığı zaman bile bazı gazların uçması neticesi tam özelliğini koruyamadığı, özelliğinden bir miktarının kaybolduğu söylenmektedir. İçmelerin tamamına yakını sindirim sistemi hastalıkları için tavsiye edilmektedir

    Çamur Banyoları

    Kaplıca veya ılıca çevresinde toprağın da bazı özellikler ihtiva etmesiyle birlikte, ya bulunduğu bölgeden çıkan, ya da kaynaktan gelen suyla karışarak çamur şeklini alan, özelliğine göre lokal ya da tamamen sürülmek veya içerisine yatmak, oturmak, girmek suretiyle yapılan tedavi şeklidir. Genellikle fizik tedavi, kırık-çıkık, deri rahatsızlıkları ve basur gibi rahatsızlıklar için tavsiye edilmektedir. Mağaralar ; içerisindeki çeşitli maden ve tuzların erimesi nedeniyle hava yoluyla koklandığında solunum yolları hastalıklarına iyi geldiği söylenen sağlık merkezleridir. Anadolu’da çok sayıda mağara bulunmasına karşın, çok azının sağlık amaçlı kullanıma elverişli olduğu bildirilmektedir

    Havuz

    Kaplıcalarda, vücut ısısına yakın değerlerdeki sıcak şifalı sular kullanılmaktadır. Havuz banyosunda yapılan uygulama bütün vücudu veya vücudun bir kısmını kapsayacak şekilde olabilir. Bu uygulama bir küvet içinde gerçekleştirilebileceği gibi büyük bir havuzda da yapılabilir. Bu uygulamada dikkat edilecek husus doğal kaynaktan gelen suyu olduğu gibi kullanmaktır. Suyun ılıtılması için normal çeşme suyu kullanımı uygulamanın etkinliğini azaltır. Havuz banyosundaki yanlış inanış ve uygulamalardan birisi de (bir hekim tarafından aksi belirtilmedikçe), kullanılan suyun mümkün olan en yüksek sıcaklıkta kullanılması ve kişinin dayanabildiği ölçüde bu suda kalmasının sağlıklı olduğudur.

    Duş

    Duş tedaviside havuz banyosunda olduğu gibi bütün vücut için ya da vücudun belirli bir bölgesi için kullanılabilmektedir. Kaynaktan gelen sıcak suyun iyileştirici etkisinin yanında, şifalı sudan yoğunlaşıp havaya yayılan gazların buharı da tedavi için önem arzeder. Duş tedavisi özellikle rahatlatıcı etkisi ile bilinmektedir. Ayrıca dolaşım bozukluklarının tedavisinde de iyileşmeyi destekleyici fayda sağlayabilir.

     Faydaları nelerdir?

    Genel olarak kaplıcalar, kan dolaşımını düzenleme, solunum fonksiyonlarında düzelme, terleme ile kilo verme, bozulmuş hormon dengesinde düzelme, ağrılarda azalma, kas spazmı çözülmesi, eklem ve kaslarda olan hasarların düzelmesi, psikolojik açıdan rahatlama yapmaktadır.

    İltihaplı romatizması olan hastalarda (artrit), eklemlerde olan ağrılar azalır, ateş düşer, halsizlik ve iştahsızlık düzene girer. Yaşlılık romatizmasında, Romatoit Artrit’te, Fibrozit, ameliyat sonrası eklem tutuklukları gibi romatizmal hastalıklara kaplıca tedavisi önerilir çünkü bu hastalıklara iyi gelmektedir.

    Karaciğer ve safra yolu hastalıklarında; hepatit, sarılık, siroz başlangıcına kaplıca tedavisi önerilir. Özellikle safra taşı alımından sonra destekleyici tedavidir. Genelde karaciğer ve safra yolu tedavilerinde sodalı ve sülfatlı sular, madeni sular iyi çözüm yaratmaktadır.

    Kalp ve damar hastalıklarında; genelde tansiyonu olan hastalara sıcak suya girilmemesi önerilir, fakat kaplıca suyutansiyonu normal seviyesine getirmektedir. Kalp çarpıntısı, damar sertliğine bağlı olan tansiyon artmalarında çok başarılı olan maden suları tüketilmelidir. İçmek yolu ile böbrek hastalarına sülfatlı ve bikarbonatlı sular iyi gelmektedir.

    Karbondioksitli sular, tansiyon düşürür, kan dolaşımını hızlandırır. Tuzlu ve iyotlu sular, iltihaplara iyi gelir, radyoaktif sular ağrı kesici ve sinirleri teskin edicidir. Fakat ne kadar alınması gerektiği kesinlikle bir doktor tarafından verilmelidir.

    Ayrıca şeker hastalığı, şişmanlık, gut hastalığı tedavisinde kullanılmaktadır. Şişmanlık tedavisinde, vücutta depolanmış olan yağları yakar, böbrek faaliyetlerini hızlandırır. Şeker hastalığında, vücuttaki insülin seviyesini arttırır. Böbrek rahatsızlığında, idrarda bulunan albümin oranını azaltarak, kanda temizlenme sağlar.

    Romatizma, lumbago, siyatik, nevralji, nevrit, polinevrit, kadın hastalıkları, kırık ve çatlaklardan sonraki mafsal yapışıklıklarında, havuz banyosu en uygun tedavidir.

    Ayrıca hiçbir rahatsızlığı olmayanların bile senede bir defa içme kürü yapmaları çok faydalıdır. İnsan vücudu yaşadığı sürece organizmada biriken zehirli maddeleri idrar, dışkı, ter, safra, tükürük bezleri ve buna benzer boşaltım yolları ile dışarı atar.

    Zamanla bu zehirlerin tam olarak dışarı atılması güçleşir, organlar tembelleşir ve zehirli maddeler vücutta birikip artmaya başlar.

    Fazla yiyip içme, alkollü içkiler, sigara, zehirli maddeler ve bozuk gıdalar, devamlı büro hayatı ve vücudun hareketsiz kalması, uzun süre kapalı ve havasız yerde yaşamak, zihin yorgunluğu, uykusuzluk, uzun süreli gürültülü şehir hayatının verdiği iç sıkıntısı, yorucu iş hayatı, büyük şehirlerin pis havası, otomobil egzozlarından ve kalorifer bacalarından çıkan zehirli maddeler, gazlar, zehirli boyalar vücutta zehirli madde birikmesinde büyük rol oynarlar.

    İşte bu suyu içen kimselerde birikmiş olan bu zehirli maddeler idrar, dışkı, ter, safra vesaire gibi yollardan kolayca dışarıya atılırlar.

    Böyle hallerde bu su içme olarak en tabii şifa kaynağıdır. Zira suyun tıbben tespit edilen en önemli tesirlerinden birisi vücuttaki bütün boşaltım organlarını faaliyete geçirmesidir. Ayrıca radyoaktif tesiri de buna eklenerek hücrelerin canlılığını arttırmaktadır.. Su idrarı çoğaltır. Bağırsağı kolayca boşaltır. Safra ifrazatını artırır. Karaciğer hücre faaliyetini artırır.. bol terleme sağlar. Tükürük ifrazını artırır. Hormon ifrazını ve cinsel kudreti artırır.

   Kaplıcalardan Faydalanma Şekli

  • Kaplıca Mevsimi: Bölgenin iklim şartları dikkate alınarak tespit edilir. Genelde memleketimizde yerleşmiş kaplıca ve içmelerin mevsimi 15 Mayıs – 15 Eylül arasıdır.
  • Kaplıcalarda Tedavi Süresi (Kür): Gerekli faydayı sağlamak için 3 haftalık bir tedavi ve en az 21 banyo tavsiye edilir.
  • Banyo Zamanı ve Süreler: Banyoya girmeden önce; küçük ve büyük abdest yapmak, banyoda hareketsiz durmak gerekir.
    Banyodan çıktıktan sonra da; kurulanılmaz, havlu veya bornoza sarılınır, ılık odada 1 saat kadar yatılır. Bu süre içinde, vucûd terler. Sonra giyinilir ve 1 saat kadar daha aynı odada kalınır.
    Birinci Banyo;
    kahvaltıdan önce aç karnına veya kahvaltıdan 1 saat sonra,

    İkinci Banyo; akşam yemeğinden 2 saat önce alınması halinde azami derece fayda sağlanır.
    Banyoda kalma süresi: İlk gün 10 dakika; sonrakilerde ise, hastanın bünyesine ve hastalığa göre, 12-20 dakika arasındadır.
  • İçme Kürü: Kronik hastalıklarda tavsiye edilir. Süresi 3-6 hafta olmalıdır. Birinci gün; aç karnına bir defada 6 su bardağı (1.5 litre); ondan sonraki günler; sabah, öğle ve akşam yemeklerinden yarım saat önce ikişer su bardağı içilir.

Hastalıklara Göre Kaplıcalar

Romatizmalarda

1- İltihab” Romatizma (Artrit): Ateş, mafsallarda ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket güçlüğü, halsizlik, iştahsızlık şeklinde kendisini belli eder. Kalbi ve sinir sistemini etkileyen; çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bir hastalıktır. Ateşli ve sükunetli devreleri vardır. Ateşli devrede kaplıca tedavisi yerine yatakta istirahat ve ilaç tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi müsbet netice verip hasta ateşli devreyi atlattıktan sonra kaplıca destekleyici bir tedavi olarak tavsiye edilebilir. Bu durumda kaplıcanın şu faydaları görülecektir:

*Mafsallardaki ağrılar azalır.

*Ateş ve nabız normale döner.

*Halsizlik ve iştahsızlık sona erer; hasta kendisini daha zinde hisseder.

*Kansızlık ve kanda görülen romatizmal bulgular ortadan kalkar.

*Yeni nöbetler engellenmiş olur.

2- Yaşlılık Romatizması (Osteoartrit); Genellikle elli yaşın üzerindeki erkeklerde görülür. Geçmişte hastalanmış veya kaza geçirmiş eklemleri tutar. Eklemler şişer ve hareket sırasında çok ağrı verir. Parmak kemiklerinin uç eklemlerine yakın yerlerde kemik büyümesi görülebilir. Ağırlık taşıyan eklemler, hareket sırasında gıcırtılı bir ses çıkarır. Hastalık ilerlemiş ise; istirahat, fizikoterapi ve ortopedik müdahaleden sonra ancak kaplıca tedavisi uygulanabilir.

3- Bir Hastalık Sonrasında Ortaya çıkan Romatizma (Romatoit Artrit); Genellikle, yirmi-kırk yaş arası kadınlarda görülür. Sebebi tam bilinmemekle beraber, iltihabi bir kadın hastalığından sonra ortaya çıktığı için; bir çeşit bağışıklık reaksiyonu olduğu sanılmaktadır. El ve ayakların ufak eklemlerinde, altçene kemiğinin kafatasına birleştiği yerde, köprücük ve göğüs kemiği eklemlerinde ağrı ile birlikte şişlikler görülür. Hastalığın ilerlemesini beklemeden bir doktora müracaat edilirse, kaplıca tedavisi çok iyi neticeler verecektir.

4- Doku Harabiyeti ile Neticelenen Romatizmalar (Fibrozit); Mafsal ağrıları ve tutuklukları ile birlikte; erkeklerde damar sertliği, kadınlarda şişmanlama eğilimi görülür. Eklem yerlerindeki bağ doku iltihaplanma sonucu yıkıma uğrar ve tutukluklara sebep olur. İlerlemesi halinde hastada iştahsızlık, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları görülür. Zaman zaman vücut ateşinde yükselmeler olur. Kaplıca tedavisinin iyi neticeler verdiği gözlenmiştir.

5- Ameliyat Sonrası Ortaya çıkan Eklem Tutuklukları; çeşitli iş kazaları sırasında, hareket sistemlerinde meydana gelen kırık, çıkık ve ezilmelerin bazan ameliyatla tedavisi gerekmektedir. Ameliyat sonrasında cerrahi müdahale gören eklem yerlerinde ağrılar ortaya çıkabilir. Bu ağrılar için de kaplıca tedavisi çok iyi neticeler vermektedir. Dikkat: Kemik tümörü olduğu teşhis edilen hastalar kesinlikle kaplıcaya gidemezler. Ayrıca, romatizma ile ilgisi olmayan, mikrobik kemik ve mafsal hastalıklarında da kaplıca tedavisi uygulanmamalıdır

Karaciğer ve Safra Kesesi Hastalıklarında

Siroz başlangıcında, karaciğer iltihabı (hepatit) tedavisinden sonra, ailevi sarılıklarda, safra kesesi taşlarının tedavisinden sonra yeni taş teşekkülünü önlemek için kaplıca kürleri tavsiye edilmektedir. Safra kesesi tenbelliğinde, safra kesesi ameliyatlarından sonra ortaya çıkan hazımsızlıkların tedavisinde maden suları çok iyi neticeler vermektedir. Karaciğer ve safrakesesi hastalıklarında sodalı ve sulfatlı sular kullanılmaktadır.

Dikkat: İlerlemiş siroz ve hepatit hastalıklarında kaplıcaya gidilmemelidir. Kanama ve akıntıyı artıracağından tehlikeli sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemeldir.

Kalp ve Damar Hastalıklarında

Halk arasında, “tansiyonu olanlar sıcak suya girmemelidir” gibi yanlış bir inanç vardır. İster yüksek tansiyonunuz, ister düşük tansiyonunuz olsun sıcak su kaplıcalarına gönül rahatlığı ile gidebilirsiniz. Zira, sıcak maden sularının tansiyonu normal seviyeye getirici sihirli bir tesiri vardır. Kalp çarpıntısı ve asab” tansiyonu olanlar da aynı şekilde çekinmeden kaplıcadan istifade edebilirler.

Damar sertliğine bağlı tansiyonlarda maden suları çok iyi netice vermekte, kalbin ve dokuların solunumunu artırarak damarları genişletmektedir. Böylece kan dolaşımını normal seviyeye getirmektedir.

Dikkat: Eğer tansiyonun sebebi iç salgı bezlerindeki bir tümör ise, hastanın öncelikle ilaçla tedavisi şarttır. Tedavi iyi netice verdikten sonra, damarların bozulan dengesini düzeltmek için kaplıcaya gidilebilir.

Kalp yetersizliğinden muzdarip olan hastalar ancak doktor kontrolünde kaplıcadan faydalanmalıdırlar. Toplar damar hastalıklarında kaplıcanın son derece etkili olduğu ve varis teşekkülünü önleyici bir rol oynadığı bilinmektedir. İçme şeklinde tatbik edilen sülfatlı ve bikarbonatlı maden suları böbrek rahatsızlıklarına iyi gelmekte ve vücuttan bol miktarda su atılmasını sağlamaktadır.

Karbondioksitli sıcak sular, tansiyon düşürücüdür. Kan dolaşımını hızlandırır. Tuzlu ve iyotlu sıcak sular, iltihap kuruturken; radyoaktif sıcak sular da ağrı dindirici ve sinirleri teskin edici özelliğe sahiptir. Bunların ne kadar müddetle ne miktarda alınacağı mutlaka doktora danışılmalıdır. Kompanse kalp yetmezliği, Fonksiyonel dolaşım bozukluğu, Esansiyel hipertansiyon, Varisler, Periferik arter hastalıkları, Esansiyel hipontansiyon (özellikle ortostatik)’dır. Bu tür hastalıklarda daha çok banyo ve iklim kürleri uygulanmaktadır.

Şişmanlık Tedavisinde

Banyo ve içme kürleri şeklinde tatbik edilen ve halk arasında “acı su” diye bilinen sülfatlı sular, vücutta depolanmış yağları yakarak fazla kiloları attırır. Böbreğin faaliyetini hızlandırarak vücuttan su ve tuzun bol miktarda boşalmasını temin eder. Ayrıca karaciğeri tembih ederek kandaki zararlı partikülleri temizler.

Şeker Hastalığında

Maden sularının vücuttaki inselin ifrazatını artırdığı tespit edilmiştir. İnselin ise vücudun şeker kullanmasını sağlar. Ensülinin etkisi iki yönlüdür: 1. Şekerin kandan dokulara geçiş hızını artırır. 2. Karaciğerin kana şeker verme hızını azaltır. Şeker hastaları sodalı suları, içme ve banyo kürleri olarak alır. Kükürtlü suları ise yalnız banyo şeklinde alır.

Damla (Gut) Hastalığında

Tıp dilinde “Mikris” adı verilen bu hastalığın belirtileri şöyle sıralanabilir:

* Genellikle ayak başparmağında aniden gelen ağrı ve sancı ile kendisini belli eder. Parmaklarda parlak bir kızarıklık görülür.

* Sonra el başparmakları, diğer parmaklar, diz kapakları, el bilekleri ve dirseklerde ağrı ile birlikte şişlikler başlar.

* Hastada hafif ateş ve iştahsızlık görülür.

* Tedavi edilmemesi halinde hastalık kronikleşir. Eklemlerde şekilsizlik ve ürik asit kristalleri birikimi olur. Eklemlerde ürik asit kristallerinin birikmesi sadece Gut hastalığında görüldüğünden “Romatizma” ile karıştırılmamalıdır. Sebebi bilinmemekle beraber aşırı beslenen kişilerde sık rastlanmaktadır.

Kanı ürik asitten temizlemek için, hastalığın başlangıcında, sülfatlı sular çok iyi netice vermektedir. Radyoaktif sular da mafsal ağrılarının giderilmesinde kullanılabilir. Gut hastalığı ile birlikte böbrekte taş teşekkül etmiş ise; sodalı su içmesini tavsiye edeceğiz.

Böbrek ve İdrar Yolu Hastalıklarında

Halk arasında “acı su” tabir edilen az mineralli sülfatlı sular, böbrek rahatsızlığından muzdarip hastalara çok iyi gelmektedir. Bu suların, idrardaki albümin oranını azaltıcı ve kanda birikmiş olan zehiri vücuttan dışarı atıcı tesirleri vardır. Ayrıca böbrek taşlarını erittiği gibi, yeni taşların oluşmasını da engellemektedir. Sülfatlı sular, aç karnına, günde iki defa, bir-iki bardak içilerek alınır. Kronik piyelonefrit, Kronik sistit, Kronik prostatit, Böbrek taşları, Fonsiyonel yetmezlik. Bu tür hastalıklarda içme kürü, şifalı çamur ve banyo kürü ağırlıklı olarak uygulanmaktadır.

Solunum Sistemi Hastalıklarında

Astma bronşiyal, Aronik bronşit, Alerjik üst solunum yolu hastalıkları, Pnömokonyoz’dır. Bu tür hastalıklarda daha çok klimaterapi uygulanmaktadır.

Cilt Hastalıklarında

Egzema, Akne, Psöriasis, Nörodermit, Kronik rezidüel ürtiker.

Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında

Dejeneratif eklem hastalıkları(Kireçlenmeler), Yumuşak doku romatizmaları, Bazı inflamatuar romatizmal hastalıklar (örneğin Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit), Ortopedik girişimler sonrası, Travmalar sonrası’dır. Bu tür hastalıklarda daha çok banyo kürleri uygulanmaktadır.

Mide-Bağırsak-Metabolizma Hastalıklarında

Mide hastalıkları, Şeker hastalığı, Obesite, Gut, Karaciğer-Safra kesesi fonksiyonel yetmezlikleri’dir. Bu tür hastalıklarda içme kürleri ve şifalı çamur ağırlıklı olarak uygulanmaktadır.

Kadın-Doğum Hastalıklarında

Genital organların müzmin hastalıkları, Vejetatif over yetmezliği, Fonksiyonel sterilite (kısırlık), Ameliyatlar sonrası adhezyon profilaksisi, Dismenore, Fluor. Bu tür hastalıklarda daha çok banyo kürü uygulanmaktadır.

Nörolojik Hastalıklarda

Merkezi ve periferik kronik inflamatuar hastalıklar, Omurga hastalıkları, Travmatik lezyonlar, Spastik paraliziler, Nöro ve myopatiler, Vasküler nörolojik hastalıklar, inme rehabilitasyonu, Nöro-vejetatif distoni’dir.

Kaplıca Tedavi Süresi

Kaplıca tedavisinin önemli konularından biri de, kaplıcada kaç gün kalınacağıdır. Bu süre 21 gün olmakla birlikte halkımız genellikle kaplıca tedavisini 15 gün olarak uygular. İçme tedavisi de öteden beri 3 gün olarak yapılır. Genellikle üç haftalık ve 21 banyoluk kürlerin tedavi edici etkisi olduğu, uzmanların ortak görüşüdür. Öte yandan, özel durumları dikkate alınırsa, her kişiyi 21 gün kaplıcada tutmanın mümkün olmadığı da düşünülmelidir. Kaplıca tedavisinin çok uzun süre devam etmesi de sakıncalıdır. Hastanın alıştığı bir çevreden ayrı, disiplinli ve yorucu tedavilerle geçen bir hayat tarzı, hastalarda ruhi bunalımlar yaratabilir. Hastalar, içme ve kaplıcalara karşı bir tiksinti ve isteksizlik duymaya başlar. Önemli görülen hastalıklarda, tedavi süresini, çoğunlukla kaplıca hekimi ayarlayabilir. Her hastanın durumu değişik olduğundan, tüm hastalara aynı süre ve aynı çeşit tedavinin uygulanamayacağı açıktır. Mayıs ve Eylül ayları kaplıca için uygun zamanlardır.

Kaplıca Tedavisinde Banyoların Süresi :

Kaplıcada ilk banyonun, on dakikalık bir süreyi kapsaması genellikle kabul edilmiştir. İkinci günden itibaren bu süre arttırılır ve yarım saate kadar uzatılır görüşü ağırlıktadır.

Kaplıcada Tedavi Mevsimi

Genel olarak ifade etmek gerekirse, kaplıca tedavisinin mevsimi yoktur. Ancak gelenekler, bu konuda bir mevsim yaratmıştır. Daha doğrusu, kişi, kendine uygun bir zaman seçmekle birlikte en uygun mevsim ve zaman İlkbahar ve Sonbahar’dır.

Romatizmalılar, nevraljiler, ve şeker hastaları için yaz ayları, mide, bağırsak, karaciğer ve sinirle ilgili hastalıklar için de ilkbahar ve sonbahar ayları daha uygun mevsimdir.Bir yılda iki kez kaplıca tedavisinde, mayıs ve eylül ayları seçilebilir. Kaplıca bir hamam değildir. Şifa gücüne sahip yeraltı su kaynağı ve birer sağlık yurdudur. Bu nedenle, o kaynaktan fışkıran suların nasıl ve nerelerde kullanıldığını oralara gidenlerin biraz olsun bilip öğrenmelerinde her zaman yarar vardır. Ülkemiz ikliminin sertliği nedeniyle, ayrıca her kaplıcada kaloriferli otellerin olmayışı yüzünden insanlarımız, kaplıcalara çoğunlukla yaz aylarında gitmeyi tercih etmektedir.

Kaplıcada sabun ve benzeri temizleyici kullanmayınız. Tedavinin etkisini azaltır. Sıcak havuza yavaş yavaş girmeli, su içinde olabildiğince hareketsiz kalmalıdır.

Kaplıcalarda Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar…

Eleman sayısının tesisin büyüklüğü ve sunulan hizmetin boyutuyla orantılı olması gerekir.

Sağlık uygulamasına öncelik verilen tüm kaplıcaların sağlıkla ilgili her türlü uygulamaları, bu alanda yetişmiş sağlık personelinin denetiminde olmalıdır. Eğitim görmemiş personelin bu uygulamaları yapması engellenmelidir.

Kaplıcalarda kullanılan her türlü havlu, peştamal gibi malzemeler klorla dezenfekte edilmeli, kaynar suda yıkanmalı, tersinden ve düz ütülenmelidir.

Kaplıca havuzlarının ve özellikle yüzülebilir büyüklükteki havuzların boşaltma ve drenaj güvenliği sağlanmalıdır. Her türlü emici boru sisteminin ağzında güvenlik ızgaraları bulunmalıdır.

Kaplıca sularına girmeden önce tüketicilerin banyo yapması veya duş alması sağlanmalıdır.

Kaplıca tesisatına ek bağlantılar ve onarımlar kaplıca tesisatının teknik planları göz önüne alınarak yetkili uzman kişilerce yapılmalıdır.

Kaplıca sularında flokülasyon, filtrasyon dezenfeksiyon aşamalarının ve kimyasal dengenin hatalı uygulanması sonucu meydana gelebilecek bulanıklık derin olmayan havuzlarda bile boğulma riskini arttırabilir.Bu amaçla kullanılan kaplıca biriminde kurtarma ve boğulmaya müdahale konusunda ilkyardım eğitimi almış elemanlar bulunmalıdır.

Kaplıcalarda tuvalet birimleri, fiziki alt yapısı, sayısı, kullanıcı kişi sayısına göre standartlara uygun olmalıdır.

Termal banyo kürleri

İnsan vücudununkine yakın, 35-38°C aralığında sıcaklığa sahip olan maden suları ile yapılır. Genelde önerilen belli zaman aralıklarında termal su ile dolu bir banyo küvetine veya havuza girilerek gerçekleştirilir. Tüm vücut ile yapılan küre tam banyo, yarı beline kadar suya girilerek uygulanan türüne yarım banyo ve su kaynağının zengin olduğu merkezlerde duş mekanizması aracılığı ile uygulanan türüne duş banyosu adı verilir.

Termal buhar kürleri

Vücut sıcaklığının üzerinde olan sıcaklıklardaki maden suyu buharından yararlanılarak gerçekleştirilir. Uygulama biçimi, genelde buharın soluma yoluyla içe çekilmesi (inhalasyon) biçimindedir. Tedavi merkezinde sıcak su buharı, tavandaki veya zemindeki buhar delikleri aracılığı ile tedavi odasına iletilir. Sıcak su buharının cilt sorunlarının giderilmesinde de yararlı olduğu belirtilmektedir.

İçme kürleri

Bazı maden sularından tedavi amaçlı olarak içilerek yararlanılır. Belli zaman aralıklarında belli miktarlarda maden suyunun içilmesi biçiminde uygulanan bu tedavi türüne içme kürü adı verilir. Kürün ayrıntıları bu konuda uzman bir doktor tarafından belirlenmelidir. Genel olarak içten tedavi adını alan bu kürün deri altına şırınga, buğu, serpintileme, gargara, lavaj gibi türleri de vardır.

İçme Kürleri

Böbrek taşı: Böbrek taşlarının idrar yolları ve mesane taşlarının düşürülmesinde.İdrar yollarındaki kristallerin(kumların) iltihabların giderilmesinde.

Safrakesesi Taşı: Safrekesesi taşları sonucunda oluşan ağrı, gaz, hazımsızlık gibi şikayetlerin giderilmesinde.

Mide rahatsızlıkları: Gastirit, ülser, divertükül, reflü gibi rahatsızlıklar sonucu ortaya çıkan ağrı, gaz, hazımsızlık gibi şikayetlerin giderilmesinde.

Bağırsak hastalıkları: Kolit, polip, divertükül, kabızlık gibi şikayetler sonucunda ortaya çıkan ağrı ve spazmların giderilmesinde.

Karaciğer rahatsızlıkları: Karaciğer iltahaplarında.

Anemi (kansızlık): Düşük olan hemoglabin alyuvarlar değerlerinin yükselmesinde termal suyumuzun demir minaralizasyonunun fazla olması nedeniyle faydalı olmaktadır.

Kan yağları(kolestrol): Kolesterol, lipid, trigliserid, banyo ve inhalasyon kürlerinin ortak olumlu etkisi sonucu.

Diyebet hastalığı (Şeker hastalığı): Banyo ve içmece sonucu kandaki insülin salgılayan pankreas bezinin radyoaktif ve diğer etkenlerle uyarılarak pankreasın insülin salgısını arttırması sonucunda.

Kısırlık (strelite): Sudaki radon gazının olumlu etkisi sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Obezite(aşırı şişmanlık): Özel diyet ve egzersiz programlarının yanında banyo ve içmece kürleriyle, yağ metobolizmasının hızlanmasıyla.

Çamur kürü

Bazı bölgelerde yüzeye çıkan maden suyu toprağın ıslanarak çamur halini almasına neden olur. Söz konusu çamur, suyun içindeki erimiş madenlerle doymuş halde bulunur. Çamur kürü, bu çamurun içine yatılması veya çamurun vücudun önerilen yerlerine sürülmesi biçiminde uygulanır. Bu tedavi biçiminde çamurun içinde erimiş olan kimyasal maddeler cildin gözeneklerinden içeriye sızarak hastalıklı dokuların tedavisi yönünde işlev görürler.

Tıpta; erimiş mineraller içeren termal sularla yapılan kür uygulamalarına balneoterapi, tatlı sularla yapılan kür uygulamalarına hidroterapi, sağlıklı iklim ve ortamlarda bulunarak yapılan iklimsel kürlere klimaterapi ve deniz ikliminde deniz suyu ile yapılan kürlere talassoterapi, çamur banyosu halinde yapılan kürlere peloidoterapi, mağara mekanları kullanılarak uygulanan kürlere speleozerapi, güneş aracılığı ile uygulanan kürlere helioterapi adı verilmektedir. Genelde bu tedavi türleri, tıbbi termal tedavi ve dinlenme merkezlerinde fizik tedavi, rehabilitasyon, mekanoterapi, egzersiz, psikoterapi, diyet gibi yardımcı tedavilerle desteklenmektedir.

Yukarıda sözü edilen kürlerin kişiler üzerinde yarattığı etkileri iki yönde ele almak mümkündür:

1 – Özel etkiler

2- Genel etkiler.

Kürün özel etkisi; fiziksel açıdan suyun fiziksel özelliği, sıcaklığı, hidrostatik basıncı, özgül ağırlığı, buna bağlı olarak kaldırma kuvveti ve iletkenliği ile oluşur. Suyun kimyasal özelliklerine bağlı olarak oluşan özel etkinin kaynakları, sudaki mineral ve gazların türü, yoğunluğu ve vücut tarafından emilme kapasitesidir. Ayrıca kaplıcanın bulunduğu yerin iklimi, yerel radyasyon özellikleri, havanın sıcaklığı ve nem oranı, basınç, rüzgar özellikleri, elektriksel iyon yoğunluğu kürün vücut üzerindeki özel etkilerinde değişiklikler yaratır. Ayrıca maden suyunun kaynağı dolayında bulunan bitki örtüsü ve hayvan toplulukları, suyun fiziksel ve kimyasal değişime uğramasına, neden olarak özel etkileri olumlu veya olumsuz yönlendirebilir.

Kürün (doktor denetiminde) sürekli ve düzenli olarak uygulanmasıyla elde edilen olumlu değişikliğe genel etki adı verilir ki kür uygulamasının birincil amacı bu tedavi etkisini elde edebilmektir.

Genel etki fikri;

1- Hastalığa neden olan etmenlerin ortadan kaldırılmasını,

2- Eksiği tamamlamayı,

3- Kimyasal maddeler aracılığı ile organ fonksiyonlarının yönlendirilmesini,

4- Tembih etme ve egzersiz tedavisi yapılmasını içerir.

Etkin Bir Kaplıca Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Etkin bir kaplıca tedavisi, konu ile ilgili uzman doktorun yönlendirmesi ve yetkili doktorun gözetiminde yapılmalıdır. Kaplıca kür tedavisi yetkili olan doktor tarafından düzenlenmeli ve takip edilmelidir. Ayrıca aşağıda belirtilen genel mahiyetteki hususlar tavsiye edilmektedir.
• Banyo suyunun sıcaklığı 34-36 ºC, 36-38 ºC, 40-42 ºC olmalıdır.
• Banyo sayısı haftada 3-6 gün arasında değişebilir.
• Günde tek veya iki banyo uygulanabilir.
• Yeterli sıvı desteği sağlanmalıdır.
• Kürde toplam banyo sayısı 15-20 arasında olabilir. Banyo kürünün süresi en az 2, en çok 6 hafta sürer.
• Termal havuz içinde yüzülmemeli, fazla hareket etmeden dik veya oturur pozisyonda durulmalıdır.
• Su içi egzersiz yapılacaksa vücudun ne sıcak ne de soğuk hissettiği 34-35 ºC veya daha düşük sıcaklıklarda sular kullanılmalıdır. Kesinlikle daha sıcak sularda egzersiz yapılmamalıdır.
• Kişi banyodan sonra mutlaka iyice kurulanmalı ve termal konfor koşullarına uygun ısıtılmış (24-25 ºC) bir odada yarım ile bir saat kadar dinlenmelidir.
• Dinlenmeden sonra kişi masaj ve egzersize alınabilir veya sportif aktivitelere katılabilir.

Hangi Hastalar Kaplıcaya Giremez ?

  • Ateşli hastalıklar, sistem enfeksiyonları,
  • Alevli dönemde iltihabı-romatizmal hastalıklar,
  • Ağır kansızlık,
  • Kanser ve benzeri habis hastalıklar,
  • Kanamalı hastalıklar ve kanamaya meyil,
  • Kadınlarda adet dönemleri, gebelik ve doğum sonrası dönemler,
  • Ağır kalp, Akciğer, Böbrek ve Karaciğer hastalıkları ve yetmezlikleri,
  • Koroner arter hastalıkları; kalp krizi geçirmiş hastalar, yakın zamanda kalp anjini-spazmı geçirmiş hastalar,
  • Oynak hipertansiyonu veya kan basıncı sürekli sistolik 150 mmHg üzerinde seyreden hastalar
  • Yaygın varisler, iltihabı ve/veya tıkayıcı damar hastalıkları,
  • Kontrol altına alınmamış ve insüline bağımlı şeker hastalığı,
  • Akut yada kronik üriner, bilier ve istestinal tıkanmalar,
  • Açık yaralar,
  • 6-12 aydan yeni, antikoagülan kullanan, yüksek risk faktörüne sahip Serebrovasküler hastalığa bağlı yarım felçli hastalar (hiç girmeseler daha iyi),
  • Epilepsi ve benzeri nöbet geçiren hastalar,
  • Akıl hastaları ve ağır psikolojik problemleri olan hastalar,
  • İleri yaşta ve düşkün hastalar,
  • Aşırı şişman hastalar,

Başarılı Bir Kaplıca Tedavisi İçin

  • Kaplıcaya girmeden önce doktorla görüşülmeli ve onun önerilerine uyulmalıdır.
  • Tok karnına kaplıcaya girilmemelidir.Ağır yemeklerde kaçınılmalıdır.
  • Kaplıca suyunun şifa verici radyoaktif ve kimyasal özelliklerinin bozulmaması için sabun,şampuan,krem, vb. kullanılmamalıdır.
  • Sudaki şifa verici özelliklerin vücut tarafından kabul edilebilmesi için, kaplıca suyunda hareketsiz kalmak çok önemlidir.
  • 41-42 dereceden yukarı sıcak suya girilmemeli.Kaplıca suyuna girildikten sonra terleme başladıktan itibaren 5 dk. sonra çıkılmalıdır.Konfor şartları uygun ortamda 30 dk. ile 1 saat arasında terleme bıtene kadar yatarak istirhat edilmelidir.
  • Günde iki kereden fazla kaplıcaya girilmemelidir.
  • Türkiye şartlarında (sosyo ekonomik sebebler dolayısıyla) kaplıca suyu ile kür tedavisinin en az 7 veya 10 gün olduğu unutulmamalıdır.Gelişmiş ülkelerde bu süre ortalama 4 haftadır.Bir kaç günden oluşan kaplıca uygulamaları önemli rahatsızlıklarda fazla faydası olmuyacağı ancak dinlenme ve stress atma yönünde önemli faydalar sağlıyacağı bilinmektedir.
  • Tedavi süresinde vücut asla üşütülmemelidir.
  • Terleme müddeti sonunda çamaşır değiştirilerek hafif bir gezinti yapılmalıdır.
  • Kaplıca tedavisi her kişide ayni etkiyi göstermez.Bazılarında bir iki banyo sonra halsizlik,sinirlilik,yorgunluk,bas ağrısı,uykusuzluk olabilir.Merak edilecek bir şey yoktur.Birkaç banyodan sonra geçer.
  • Gün içerisinde 2 den fazla kaplıca tedavisine giren 41-42 c uzerındekı sularda uzun sure kalan hastalarda termal kriz oluşabilir.Termal kriz halsizlik, bulantı, baş dönmesi ve ateş rahatsızlıklarının görülmesiyle anlaşılır.Termal kriz oluştuğu zaman istirahat edilmelidir.
  • Tedavinin ilk 3 gün içerisinde şifalı kaplıca sularının etkisiyle nadir olarak romatizma, siyatrik, sinir agrilarinin arttigi görülürse de bu geçici durumdur tedavi ilerledikçe hafifler ve kaybolur.
  • Banyodaki havalandırma çalıştırılmalı içeride temiz hava bulundurulmalı.Banyo kapısı kesinlikle kapalı tutulup termal buhar odalara bırakılmamalıdır.Odadaki buhar ve gazlar uyku düzensizliklerine sebep olur.

Kaplıca tedavisinden sonraki genel etkiler; hem uzun yıllara dayalı gözlem ve deneyimlerin hem de klinik çalışmaların ortaya koyduğu gibi 6 ~ 12 ay sürebilmektedir. Kaplıca tedavilerinin gerekli faydayı sağlayabilmesi açısından her hasta için ayrı bir reçete(günde kaç banyo yapılacağı, kaç gün tedavi alacağı, içmece kürelerinde suyun kaç öğün, ne kadar içileceği gibi) düzenlenmelidir. Uzman hekim tarafından diğer ek tedavi yöntemleri (masaj, fiziktedavi, egrezsiz, diyet) uygulanmalıdır. Bu nedenle uzman hekim ve yardımcı sağlık personelinin tesislerimizde bulunması gerekmektedir.

Vücut Üzerine Muhtemel Etkileri

İnsan vücudunun yaklaşık %70’şi sudan ibarettir. Bu nedenle bünyede çeşitli nedenlerle şekillenen bozukluklarda bu su dengesinin bozulmaması düşünülemez. Su ve beraberinde vücut için hayati öneme haz elementlerin bolca bulunduran termal mineralli kaplıca sularının insan sağlığında oldukça önemli faydaları olacağı muhakkaktır.

Sıcak suların kas, kemik ve sinir sistemi üzerine olan etkileri sayesinde ağrıyı azalttıkları bilinmektedir. Sıcak su, vazodilatasyona (damarlarda genişleme) neden olarak kas iskemisini (kan akımı) azaltır ve kas spazmını çözerek ağrıyı azaltır. Genişleyen damarların kan tutma kapasitesi artıca, kalp ve akciğerlerde kan birikmesine bağlı olumsuzlukları engeller. Ayrıca, periferik (çevre) sinir sistemini bloke ederek analjezi (ağrı kesici) sağlar. Bütün bu etkiler sonucu ağrı azalır. Sıcak suların yaşlı hastalarda bozulmuş olan hormonal sistemi düzenleyerek, obezitenin (şişmanlık) azalmasına yol açtıgı ve böylece eklemlerin üzerindeki basıncın kalkmasıyla da ağrıların azaldığı belirtilmektedir.

Endorfin hormonu aynı zamanda mutluluk hormonu olarak da isimlendirilmekte, bu hormon seviyesini yüksek olması durumunda bir taraftan daha az ağrı hissederken, diğer yandan daha iyi hissetmemize/mutlu olmamıza neden olmaktadır.

Prolaktin ise belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir. Termal banyo sonrası plazma renin aktivitesi de artmaktadır. Bu hormonunun vücut tansiyonunu düzenleme gibi çok önemli işlevleri vardır.

Suyun sıcaklığı yanında, içerdiği kükürt ve karbondioksit, kas, kemik, iskelet ve damarlar üzerine sistematik etki yapar. Sistemik termal terapinin vazodilatasyon etkisi, perifer damar hastalıkları ve bazı kalp hastalıkları için de tedavi edici niteliktedir.

Osteoporoza karşı kalsiyumlu su

Suyun sıcaklığı ve mineralinden bahsettik, bir de suyun içilmesi var. Türkiye’de 30 civarında içmece vardır. İçindeki minerale göre faydalıdır. Suyun içerisindeki mineraller, örneğin kalsiyumdur.

Kemik erimesi diye tabir edilen osteoporoza karşı en iyi tedbir, kalsiyumlu su içmektir. Eğer yanında silisyum dioksit yoksa kalsiyumu ağızdan aldığınızda aşağıdan çıkar. Hiçbir yararı olmaz.

Kaplıca suyunda 84 mg silisyum dioksit bulunur. Bu silisyum dioksit hem hücre yenilenmesini sağlar hem de antiseptik etkileriyle içildiği zaman mideyi, bağırsağı temizleyen, banyo yapıldığı zaman sülfatlarla birlikte ortak etkileşime girerek ağrılara iyi gelen, kalsiyumlu suysa bununla beraber kemik erimesine iyi gelen, magnezyumlu suysa gerginliğe, sinirlere iyi gelen, uykusuzluğa iyi gelen içindeki iyotla beraber guatra iyi gelen, bikarbonatla beraber sindirim kanalı hastalıklarına iyi gelen özellikleri vardır.

Suyun mekanik etkileri

Suyun bir de mekanik etkileri vardır. Bu mekanik etkileriyle birçok refleks sonuca varabiliyoruz.

Kolon hidroterapi; kalın bağırsak su banyosu diye bir uygulamadır. İnsanoğlu var olduğundan beri kalın bağırsak su banyosu yapılmaktadır.

Mısır papirüslerinde bile bununla ilgili kayıtlara rastlanmıştır. Kalın bağırsak, vücudun bağışıklık sisteminden sorumlu olan, lenf bezlerinin büyük oranda yerleştiği organdır.

Kolon hidroterapi; kaplıca suyu kalın bağırsağa verilerek, yaklaşık 45 dakika içerisinde yıllarca bağırsakta yer etmiş, kireçleşmiş, yapışmış, sertleşmiş artıkları arındırma işlemidir. Bu artıklar haberiniz bile olmadan depresyona, hazımsızlığa, sıkıntıya, kemik erimesine, A’dan Z’ye birçok hastalığa yol açıyor.

Yaygın Ağrı Sendromu : Fibromiyalji

Uyandığınızda bütün vücudunuz ağrıyorsa, sabahları yorgun ve uykunuzu alamadan kalkıyorsanız fibromiyalji hastası olabilirsiniz. Bu kişilerde devamlı eklem ve kas ağrısı vardır. Sebebi tam olarak bilinmemektedir.

Fibromiyalji sendromu nasıl bir hastalıktır?

Fibromiyalji yaygın ağrıya neden olan ve çok sık görülen bir hastalıktır. Esas olarak kasları ve kasların kemiğe yapıştığı bölgeleri etkilemektedir. Bir eklem hastalığı değildir, eklemi tutmaz ve şekil bozukluğu yapmaz. Bir çeşit iltihaplı olmayan kas ve bağ dokusu hastalığıdır. Kadınlarda erkeklere göre 7 kat daha fazla görülür. Daha çok erişkinlerin (35-60 yaş) hastalığıdır.

Ağrı fibromiyaljinin en önemli belirtisidir. Omuz, boyun gibi tek bir bölgede olabildiği gibi yaygın olarak da hissedilebilir.

Kaplıca uygulamalardan hemen hemen tüm hastalar fayda görmektedir..

Romatoid Artrit (İltihaplı Romatizma)

Romatoid Artrit (RA), özellikle 30-50 yaşlarında kadınları etkileyen, sistemik iltihablı bir hastalıktır. RA, genellikle el ve ayaklardaki küçük eklemleri tutan, devamlı ve ilerleyici bir hastalıktır.  Eklemlerde şişlik olmadığı dönemlerde kaplıca faydalı olabilir.

Ankilozan Spondilit (İltihaplı Bel Romatizması)

Ankilozan Spondilit, sebebi kesin olarak belli olmayan, asıl olarak beli tutan iltihablı bir romatizmadır.

Atak olmayan dönemlerde kaplıca tedavisi faydalı olur.

Kronik Bel Ağrısı

Devamlı olan bel ağrısıdır. Sıcak Uygulamadan fayda görür.

Ostreoartrit

Halk arasında kireçlenme olarak bilinmektedir. Kaplıca  bu tür hastalara iyi gelir. Yılda iki kez gitmesi yeterli olacak.

Miyozit

Kasların sertleşmesidir. Halk arasında  ‘’Kulunç’’ olarak bilinmektedir. Kaplıcadan fayda görürler.

Tendinit

Tendonların (kasların kemiğe yapışırken inceldiği kısım) iltihabı olmayan su toplama hadisesidir. Sıklıkla omuzda, kalçada, belde, dizde ayak ve el bileğinde görülür.

Mobilizasyon Çalışmaları

Herhangi bir nedenden dolayı uzun süre yürüyemeyen hastaları yürütme çalışmaları.

Cerebral Palsy

Yaşamın erken dönemlerinde anatomik ve fizik gelişimini henüz tanımlamamış beynin progresif olmayan bir hastalığı sonucu ortaya çıkan kalıcı fakat değişime uğrayabilen hareket , tonus ve postür bozukluğudur. Kaplıca bu hastalarda yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır.

Üst solunum yollarında yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır.

Sudaki selenyumun faydaları

Selenyum Kanser İlişkisi ;

• Selenyum, vücudun toksinlerden arınması için gerekli bir enzim olan glutathione üretmesine yardımcı olur. Vücudun, glutathion peroxidaz olarak bilinen antioksidan enzim sisteminin entegral bir parçası olarak, selenyumun, DNA metabolizması, hücre zarı bütünlüğü ve hem karaciğerin hem de pankreasın optimal fonksiyon yapmaları üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Glutathion peroxidaz, dokuları, serbest radikallerin hasarına karşı korur ve antikanser aktivitesi de büyük oranda, vücudda selenyum olup olmamasına bağlıdır.

• Selenyum kanserle savaştaki rolü nedeniyle son zamanlarda çok dikkat çekmektedir. Beş yıllık bir çalışma gerçekleştirildi ve bu çalışma günde 200mcg alan insanların %63 daha az prostat tümörü, %58 daha az kolon kanseri, %46 daha az habis akciğer hastalığı olduğunu ve genelde kanserden ölümlerde %39 azalma olduğunu gösterdi. Bu çalışma Cornell Üniversitesi ve Arizona Üniversitesinde gerçekleştirildi.

• Başka çalışmalarda selenyum minerali aynı zamanda serviks, rektum, yumurtalık, mesane, yutak, pankreas ve karaciğer gibi kanserleri önlemede yardımcı olmayı vaat ettiğini göstermiştir. Lösemiye karşı da sonuç vereceği ümidiyle test edilmektedir.

• Bilim adamları, bunu akıllarında tutarak selenyumun yararları ve kanseri iyileştirmedeki çözümler arasında gerçekten yer alabileceği hakkındaki araştırmaya günlük olarak devam etmekteler.

• Chicago Illinois Üniversitesi’ndeki Patoloji Bölümü’nden Dr. Nur Özten tarafından yürütülen ve Cancer Prevention Research’ ile ‘Nutrition and Cancer’ adlı dergilerde yer alan çalışmalara göre selenyum, prostat kanser hücre serilerinde öldürücü etki yaparken, normal hücrelere ise zarar vermemektedir. Prostat kanserinin önlenmesi veya oluşmuş kanserin invaziv ya da metastatik duruma geçişini engellemeye yönelik çalışmalar yapan Dr. Özten, en önemli hususun kullanılacak dozun ve selenyumun çeşidi olduğunu belirtmiştir.

• Finlandiya’da yürütülen bir çalışmada, serum selenyum düzeyleri 45 mcg/litreden az olan kişilerde, kanser olma riskinin, serum selenyum düzeyleri 45 mcg/ litreden yüksek olan kişilere göre 3 kat fazla olduğunu göstermiştir.

• Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan araştırmada, deri kanseri olan 1000 kişi, iki ayrı gruba ayrılarak; hastaların bir bölümüne düzenli olarak 7 yıl boyunca günde 200 mikrogram selenyum verilmiş ve süre sonunda selenyum verilen kişilerde kanserin yayılmasının %41 oranında azaldığı, ölüm oranının ise diğer gruba göre %52 daha az olduğu saptanmıştır.

• Dr. Gerhard Schrauzer, selenyumun çok düşük dozlarda bile, deney hayvanlarında, doğal öldürücü (natural killer) hücrelerin kansere karşı mücadelesini büyük ölçüde güçlendirdiğini açıklamıştır. Gerhard Schrauzer, çok sayıda ülkeden gelen kan bankası verilerini inceledikten sonra, raporunda, beslenmelerinde düşük oranda selenyum olan bölgelerde, lösemi, kolon, rektum, prostat, yumurtalık, meme ve akciğer kanseri düzeylerinin daha yüksek olduğunu belirtmiştir.

• Britanya Besin Araştırmaları Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, selenyum ve sulforafen bir arada alındığında, kansere karşı savaşma güçleri tek başına sahip oldukları gücün 13 katına çıkmaktadır. (Sulforafen brokoli, su teresi ve brüksellahanası gibi besinlerde bulunan bir maddedir.) Hücre kültürleri üzerinde çalışarak iki bileşimin genler üzerindeki ortak etkisini tespit eden araştırmacılar, her iki maddenin de kanserden korunmak için yüksek dozlarda alınması gerektiğini ancak beraber alındığında daha düşük dozlarda da kanseri önleyebileceğini belirtmişlerdir.

Selenyum Kalp Sağlığı İlişkisi

İlaveten selenyum minerali, öncelikle kanın yapışkanlığını düşürerek ve pıhtılaşma riskini azaltarak, sonra kalp krizi ve inme riskini indirerek kalbi koruyabilir. Dahası, selenyum sağlıklı kalp için kritik olan HDL (“iyi”) kolesterolün LDL (“kötü”) kolesterole oranını yükseltir.

Sigara içenler veya zaten kalp krizi veya inme geçirmiş olanlar selenyum takviyelerinin mükemmel kardiyovasküler yararlarından istifade edebilirler, gerçi herkes günlük vitamin ve mineral takviyesinde selenyum almakla selenyumun faydaları ‘ndan yarar sağlayabilir.

Selenyumun Yararları ile Sağlıklı Kalın

Selenyum yaşlı kişilerde görme bozukluğu ve körlüğün önde gelen sebepleri olan katarakt ve makula dejenerasyonunu önlemede faydalı olabilir.

Tiroid Selenyum İlişkisi ;

Selenyum tiroid hormonu için önemlidir. Selenyum eksikliğinde kanda T4 ve TSH hormonu artar, T3 hormonu ise azalır. İyot ve selenyum eksikliği birlikte oluştuğunda hastalığın şiddeti daha da fazlalaşır.

Aynı zamanda her hücrenin doğru çalışmasında gerekli olan tiroit hormonunun vücutta en az aktif olan şeklinden (T4 olarak adlandırılır) aktif olan şekline kadar (T3 olarak bilinir) dönüştürülmesi için de yaşamsaldır.

Münih Üniveristesi ve daha sonra Ege Üniveristesince yapılan çalışmalar selenyum mineralinin tiroid hastalığının bir türü olan otoimmün tiroiditi olan hastalar için yararlı olduğunu göstermiştir. Ege Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı uzmanlarınca 2 yıl süren ve Avrupa Tiroit Kongresi’nde sunulan araştırmaya göre selenyum takviyesi tedavide %50 oranında başarı sağlamıştır.

Selenyum ve Diyabet

Ülkemizde Dr. Çağrı Delilbaşı tarafından yapılan araştırmaya göre, selenyum diyabete bağlı gelişen bozuklukları büyük oranda düzeltmektedir. Deneysel çalışmalarda diyabet oluşturulan hayvanlara selenyum verilmesinin, kemik ve kas yapısında diyabete bağlı ortaya çıkan bozuklukları büyük ölçüde düzelttiği tespit edilmiştir. Dr. Çağrı Delilbaşı konuyla ilgili yaptığı açıklamada, selenyumun antioksidan ve insülin benzeri özelliğiyle etki gösterdiğini ve diyabetle ilgilenen doktorların selenyumun etkilerine yönelik yapacağı çalışmaların, bu hastaların insülin dışındaki maddeleri de kullanabilmelerine olanak sağlayacağını belirtmiştir.

Selenyum ve Kısırlık

ABD’de yayınlanan Science adlı bilim dergisinde yer alan araştırmaya göre selenyum erkelerde kısırlığı önlüyor. Araştırma bulgularına göre selenyum, bir proteini harekete geçirerek sperm hücrelerinin oksitlenmesini önlüyor ve bu sayede daha canlı ve aktif kalan spermlerin dölleme yeteneği artıyor. Araştırmacılar, selenyumun sperm hücresinin nefes alması sırasında da önemli bir rolü olduğunu belirtmişlerdir.

Selenyum ve Bağışıklık Sitemi

İlaveten selenyum, vücuda kendisini zararlı bakterilerden ve aynı zamanda kanser hücrelerinden korumada yardımcı olan sağlıklı bir bağışıklık sistemi için esastır.

Bağışıklık arttırıcı etkileri, uçukların nedeni olan herpes virüsü ve zona ile mücadelede rol oynayabilir ve aynı zamanda AİDS e nedeni virüs olan HIV e karşı olası etkileri için de incelenmektedir.

Selenyum E Vitamini

Selenyum ve E vitamini, bazı enzimlerin yapısına girip toksik oksijen kalıntılarını yakalarak etkisizleştirir ve akyuvar türü hücreleri güçlendirir.

Selenyum, E vitaminiyle beraber kalp ve karaciğer fonksiyonlarının sağlıklı olarak devamı ve vücutta antikor yapımı için çalışırlar.

E Vitamini ile birleştirildiği zaman, selenyumun bazı antienflamatuvar yararları olduğu da görülmektedir. Bu iki besin romatoit artrit, sedef hastalığı, lupus ve egzama gibi kronik hastalıkların tedavisinde önemli rol oynar.

Son Bulgular

Son çalışmalar selenyumun deney tüpünde hücrelere normal hızlarda büyüme ve ölmede yardımcı olarak onları kanserli hale gelmekten koruyarak göreceli hızda etkili olduğunu göstermiştir. Uzmanlar selenyumun kanserle mücadele ile ilgili yararlarının vücutta da hızla etkili olabileceğini de sanmaktadırlar.

Miami Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, 92 AIDS hastasına dokuz ay boyunca selenyum hapı verilmiş ve süre sonunda HIV virüsünün azaldığı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, antioksidan etkisi olan selenyum haplarının, oksijenle virüsün bağışıklık sistemi hücrelerine verdiği zararı onardığını belirtmişlerdir.

Agriculture Research gazetesine göre, farelerdeki araştırmalar, her ikisi de antioksidan olan selenyum minerali veya E vitamini eksikliğinin gayri faal uyur virüsleri, hastalık nedeni faal durumlarına dönüştürebileceğini göstermiştir. Bu selenyumun, her ikisi de uyuyan herpes virüsünün yeniden etkinleşmesinden kaynaklanan uçuklara ve zonaya karşı neden etkin olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Doktor balıklar şifa dağıtıyor

 

Sivas’ın Kangal ilçesindeki Kangal Balıklı Kaplıcaları, başta sedef hastalığı olmak üzere romatizmal hastalıklar, deri, sinir ve böbrek hastalıklarına şifa arayan yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri oluyor.
Sivas’a 98, Kangal ilçe merkezine 13 kilometre uzaklıktaki Kangal Balıklı Kaplıcaları’na, her yıl tedavi ve gezi amaçlı çok sayıda yerli ve yabancı turist geliyor.
Sazlık haldeyken, 1917 yılında ayağında yara olan bir çobanın tesadüfen tedavi olmasıyla keşfedildiği bildirilen, 1950’li yıllara kadar ilkel havuzlarda hizmet veren Kangal Balıklı Kaplıcaları, modern tesisleriyle hijyenik ortamda hizmet veriyor.
Özellikle sedef hastalığına ve diğer cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılan, ”doktor balıklar” olarak adlandırılan balıklarıyla sağlık turizmi açısından önemli bir merkez olan kaplıcalar, şifa arayan kişilerin vazgeçemediği mekanlar arasında yer alıyor.
Başka bir doğal ortamda yetiştirilmeleri ve üretilmelerinin mümkün olmadığı belirtilen balıkların bulunduğu kaplıcalar, özellikle sağlık turizmi açısından tercih ediliyor, gezi amacıyla gelen turistleri de ağırlıyor.
Suyunun sıcaklığı 36-37 derece olan kaplıcada binlerce küçük balık, havuza girenlerin sivilce ve yara kabuklarını yiyerek deriyle kaplıca suyunun temasını artırıyor.Kaplıcaların su, balık ve güneş ışınları olmak üzere 3 ayrı unsuru bünyesinde barındırmakta, bunların bir arada olmasıyla kaplıca sedef tedavisinde sonuç vermektedir. Bunlardan biri olmazsa tedavi olmuyor. Mesela buradan balıklarımızı alıp Avrupa’ya götürdüler. Japonlar götürdüler. Fakat bunların hiçbiri başarılı olamadılar.

Kaplıcanın özel selenyumlu suyu, özel doğal şartları ve ultraviyole yoğunluğu, başka hiçbir yerde bulunmamaktadır. Dolayısıyla burada sadece balık değil, selenyumlu su ve ultraviyole ışınları etki göstermmektedir.

Buradaki ideal tedavi süresi 21 gündür. Balıklı Kaplıca’da tedavi görmüş sedef hastalarının iyilik durumlarının 6 ila 9 aya kadar sürdüğü ve diğer tedavilere göre nüksetme oranının daha düşük olduğu gösterilmiştir.

Yalova Marmara bölgesinin bodrumu oldu deniz orman kaplıca istanbula 1 saat mesafede,Yalova,Yalova termal,termal,termal tatilköyü,armutlu tatilköyü,Yalova armutlu da tatil bir başka güzel,armutlu,armutlu tatil,tatil,termal tatil köyü,devremülk,Yalova tatil,armutlu kaplıcaları,Yalova kaplıca tesisleri,Yalova oteller,Yalova termal oteller,Yalova termal tesisler,kalyoncutermal tesisleri,kalyoncu villa devremülkleri,Yalova armutlu termal tatilin yeni adresi,ailenizle beraber Yalova armutlu termal tatilköyü kaplıca tesisine bekliyoruz,çınar gayrimenkul devremülk alım satım kiralama şirketi,thermal

İDO Deniz Otobüsleri’nin İstanbul Kadıköy – Yenikapı’dan ve Bursa (Güzelyalı’dan) Kalyoncu Termale her gün tarifeli seferleri vardır.

Bursa İstikametinden gelen misafirlerimiz ise,
Gemlik ilçe merkezinden, Gemlik – Armutlu minibüsleri ile tatil köyümüze ulaşabilirler.

İstanbul Kadıköy ve Yenikapı’dan  Armutlu’ya deniz otobüsüyle 70 dakikada ulaşabilirsiniz.

Özel Otomobiliniz İle Aracınızla gidecekseniz, İstanbul – Yalova arasını hızlı feribot ile sadece 45 dakikada alabilirsiniz. Yalova’dan Armutlu’ya, dilerseniz, Bursa yolu üzerinden, dilerseniz Çınarcık yolu (sahil yolu) üzerinden ulaşabilirsiniz.
DOĞA Termal Armutlu Tatil Köyü Yalova’ya 55 km, Gemlik’e 42 km mesafededir.

ÜCRETSİZ TANITIM TURUMUZA KATILMAK İÇİN BİZİ ARAYABİLİRSİNİZ

 

0212 540 16 16

0212 601 11 06

0212 540 33 11

0505 577 34 60

SAROT TERMAL OTEL

Sarot Termal Otel RESORT AND SPA
Sarot Termal Otel, Bolu’nun Mudurnu ilçesinin Ilıca Köyünde modern bir mimariyle deprem yönetmeliklerine uygun 3 katlı olarak inşa edilmiş olup 2011 yılında hizmete açılmıştır.
Sarot Termal Otel 292 yatak kapasiteli olup, bünyesinde misafirlerin memnuniyeti göz önünde bulundurularak hazırlanmış saray tarzı dekorasyonlu 73 oda bulunmaktadır. Sarot Termal Otelin odaları klimalı ve zemini halı kaplıdır. Odalarda kasa, minibar, LCD tv, wireless internet saç kurutma makinesi ve banyo malzemeleri vardır. Banyolarda kaplıca suyunun kullanılabileceği jakuziler vardır.

Doğayla sağlığı bir noktada buluşturan Sarot Termal Otel, mükemmel doğa ve köy manzarası eşliğinde tatil yapılabilen yeni tatil mekânlarından biri olmuştur. Ayrıca Sarot Termal Otel, termal suyun yüzme havuzları, özel aile havuzları, Türk hamamları gibi sosyal aktivite alanlarında kullanımına imkân sağlamaktadır. Sarot Termal Otel içerisinde kullanabilen Açık – kapalı yüzme havuzları, özel aile havuzları, saunalar, Türk hamamları, şok havuzları, spor salonları, masaj ve kür merkezi bulunmaktadır.

Sarot Termal Otel’de sabahları açık büfe kahvaltı dilenirse terasta yapılabilmekte ve akşam yemeklerinde yöresel lezzetler sunulmaktadır.
Sarot Termal Otel’de balayı çiftleri için oda süsleme, odada kahvaltı imkânı, odaya meyve sepeti gönderimi ve oda servisi vardır.
Çok amaçlı kullanılabilen 500 kişi kapasiteli toplantı salonu Sarot Termal Vadi Projesinin sosyal tesisinde bulunmakta ve Sarot Termal Otel misafirleri tarafından da kullanılabilmektedir. Bu sayede büyük topluluk ve cemiyetlerinde toplantılarını Sarot Termal Otel’de yapabilmesi sağlanmıştır.

SAROT TERMAL OTEL – Özel Aile Havuzları

Türkiye’de bir ilk olarak aileniz ile girebileceğiniz özel aile havuzları Sarot Termal Otel’de…
Rezervasyonlu olarak kullanabileceğiniz bu havuzlar, kompleksteki diğer havuzlar gibi ücretsiz olarak hizmet vermektedir.
Ailece size özel olarak kullanabileceğiniz bu havuzlar her bir kullanımda boşaltılıp temizlendikten sonra hijyenik olarak siz değerli misafirlerimizin hizmetine sunulmaktadır.
Özel aile havuzları aynı zamanda balneo terapi tedavilerinde doktor kontrolünde kullanılmaktadır. Derecesi kişiye ve terapiye özel olarak ayarlanan bu havuzları kullanırken sağlık bulacak ve stresten arınacaksınız.
Randevunuzu aldıktan sonra tek yapmanız gereken havuzunuza gidip kapısını kilitleyerek eşiniz ve çocuklarınızla mükemmel bir manzara eşliğinde hayatınızın en güzel havuz deneyimini yaşamak…
Özel aile havuzları vazgeçilmezlerinizden biri olacak…

SAROT TERMAL OTEL – Havuz Keyfi

İçerdiği mineraller ile sağlık, gençlik ve güzellik iksiriniz olacak termal sularına Sarot Termal Otel’de ulaşmak çok kolay. 70°C’ lik ısıya sahip olarak kaynaktan çıkan termal su, Sarot Termal Otel’de termal havuzlarda kullanılmaktadır.
Sarot Termal Otel’de bulunan 1 adet çocuk havuzu, 1 adet olimpik havuz ölçülerinde açık ve kapalı havuz ile Sarot Termal Otel sizin ve ailenizin havuz keyfini eğlenceye dönüştürüyor. Bu havuzlarda olimpik havuzlarda kapalı kısımdan küçük bir kanal yardımıyla yüzerek üzeri açık kısıma geçebileceksiniz…
Bu havuzlara bağlantılı çocuk havuzları, çocuklarınızın güven içinde yüzmesine imkân tanıyor. Çocuklarınız kendi yaş gruplarıyla çocuk havuzlarında güvenli bir şekilde suyun ve güneşin tadını çıkarırken siz de dilediğiniz gibi eğlenebileceksiniz.

SAROT TERMAL OTEL – Restoranlar

Farklı zevklere hitap eden restoranları ile size yemek alternatifleri sunan Sarot Termal Otel’de, çocuklarınız kreşte yeni arkadaşlarıyla oyun oynarken size eğlence merkezlerinin kapılarını açıyor. Açık – kapalı restoranlar, kafeler, çay bahçeleri, yürüyüş parkurları, mesire alanları gibi birçok alternatiften faydalanabilirsiniz.

Manzaraya en hakim tepe noktaya inşa edilen basketbol, voleybol, futbol sahaları ve tenis kortunda dilediğiniz spor dalıyla ilgilenebilirsiniz. Balık tutmayı hobi edinenler için ise Mudurnu Çayı üzerinde balık tutma keyfi bambaşka…

Sarot Termal Vadi mescidi ve ibadethane mekânları ile kültür merkezinde şiir dinletileri ve dia gösterileri takip edebilir, konferans salonunda düzenlenen seminerlere katılabilirsiniz.

NEDEN Sarot Termal Otel?

SAROT TERMAL OTEL ÇÜNKÜ; SİZE EN YAKIN…

Sarot Termal Otel, Batı Karadeniz’in başlangıcında Bolu’nun Mudurnu ilçesinde İstanbul’a 200, Ankara’ya 250, Bolu iline ve Sakarya’ ya 80 km mesafede size ve ailenize en yakın tatil köyü olma özelliği taşıyor.

SAROT TERMAL OTEL ÇÜNKÜ; DOĞAYLA BULUŞUN…

SAROT TERMAL OTEL, inanılmaz yeşilliği, oksijen miktarının yüksekliği, uygun nem oranı ve etrafını kuşatan dağlarla size dünyada eşi görülmeyecek bir manzara ve tatil keyfi sunuyor.

SAROT TERMAL OTEL ÇÜNKÜ; ŞEHRİN BETON YIĞINLARINDAN UZAK…

SAROT TERMAL OTEL, saray tarzı mimarisiyle sizleri şehrin beton yığınlarından uzaklaştırıyor. Tesis önlerinde ayrılan geniş çim alanlar sizlere huzurlu ve mutlu tatillerin kapılarını açıyor.

SAROT TERMAL OTEL ÇÜNKÜ; SU HAYAT VERİR…

Sarot kaplıcaları tarihi bir geçmişe sahip 3 farklı tedavi yöntemi ile insanlara sağlık veren bir kaplıca suyudur. SAROT TERMAL OTEL’ da tarihi Sarot kaplıcaları tüm sosyal aktivitelerde kullanılmakta ve astım, bronşit gibi üst solunum yolları rahatsızlıkları, kemik hastalıkları, böbrek, mide, karaciğer gibi iç hastalıkları, sedef, ekzema gibi cilt hastalıklarına şifa dağıtmaktadır. İçerisinde bulundurduğu selenyum maddesi sayesinde kanser hastalığına bağışıklık sağlamaktadır.

SAROT TERMAL OTEL ÇÜNKÜ; YENİÇAĞIN KONGRE VE SEMİNER MERKEZİ…

Sarot Termal Otel, bünyesinde barındırdığı 700 kişilik altın varaklarla süslenmiş sarayları anımsatan konferans ve seminer salonu ile kurumsal toplantıların yapılabileceği sizlere muhteşem bir alan sunuyor.

SAROT TERMAL OTEL ÇÜNKÜ; TATİL CENNETİ…

Sarot Termal Otel, tatilinizi renklendirecek tatil aktiviteleriyle sizlere tatilin en vazgeçilmeyecek halini sunuyor. Sosyal tesis alanındaki açık ve kapalı yarı olimpik havuzlar, ailelerin birlikte vakit geçirebilmeleri için tasarlanan özel aile havuzları, ve diğer tatil aktiviteleri ile tatilinizin bitmesini istemeyeceksiniz.

Bizden Haberler

0 64
Yalova'nın Gezilecek Yerleri Mesire Yerleri  Hasan Baba Korusu: Yalova Çınarcık karayolu üzerinde, Çınarcığa 4,5 Km uzaklıkta yer almaktadır.  Termal: Kaplıcaların bulunduğu bu yörede Gökçedere ve Üvezpınar köyleri arasında birçok...