Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında

Kas Hastalıkları

Güçsüzlük

Kas hastaları genellikle yokuş ve merdiven çıkma, oturduğu yerden kalkma, yürüme, kollarını kaldırıp yükseğe uzanma, başını yıkamada güçlük gibi, kök kaslarında güçsüzlük nedeni ile ortaya çıkan yakınmalarla doktora başvururlar. Bazen bunlara gözkapaklarını açma veya kapama, değişik yönlere bakma, yüzün mimik hareketlerini yapma, çiğneme, yutma, başını yastıktan kaldırma gibi hareketleri sağlayan kasların güçsüzlüğü de eşlik eder. Birçok kas hastalığının ilerlemiş dönemlerinde tabloya ayak ve el kasları gibi distal kasların güçsüzlüğü de eklenir. Ancak bazı kas hastalıklarında bu distal kasların tutulumu hastalığın en erken ve en belirgin bulgusu olabilir (distal miyopatiler). Bazı kas hastalıklarının ise kendine özgü güçsüzlük dağılımı vardır; bu dağılımlara rastlandığında öncelikle o hastalıkların varlığı düşünülmelidir. Örneğin yüzün mimik kasları, skapulayı yerinde tutan kaslar ve humerus çevresi kaslar, özellikle de asimetrik biçimde tutulmuşsa fasyoskapulohumeral distrofiyi, frontal, yüz kasları ile birlikte sternokleidomastoid kas ve distal (özellikle tibialis anterior) kasların tutulması öncelikle miyotonik distrofiyi düşündürür.

Birçoğu kalıtımsal olan kas hastalıklarında güçsüzlük yıllar, hatta on-yıllar içinde gelişir, hastalık kronik gidişlidir. Edinsel kas hastalıklarından inflamatuvar miyopatilerde ise zaafın gelişimi subakuttur; hasta birkaç hafta veya ay içinde ciddi fonksiyon kaybına ve sakatlık durumuna ulaşır. Rabdomiyoliz, malin hipertermi gibi durumlarda ise güçsüzlük saatler içinde ilerler ve en çok birkaç gün içinde en üst düzeyine ulaşır. Bazı durumlarda güçsüzlük hastada akut ve epizodik olarak yerleşir ve tekrarlar. Periyodik paraliziler bu son duruma örnektir. Myasthenia gravis’te olduğu gibi bazen güçsüzlük gün içinde değişkenlik gösterir (fluktuasyon). Birçok miyopatide kalp kası ve solunum kaslarının, değişik derecelerde tutulması söz konusudur.

Egzersiz İntoleransı

Belirli bir hareketi yapmakla, o hareketi yapan kasta gelişen ve normalde olmaması gerektiği ölçüde olan yorgunluğa egzersiz intoleransı denir. Bazen bu yorgunluğa ağrı da eşlik edebilir. Genellikle metabolik hastalıkların seyri sırasında görülür. Yorgunluğu doğuran hareket, hareket sırasında enerji elde etmek için kullanılan metabolik yollardan hangisinin tutulduğuna bağlıdır. Örneğin bir hastada yürürken egzersiz intoleransı gelişiyor ancak bu hasta hızlı koşarken rahatsız olmuyorsa bu durum öncelikle, tip-1 kas lifleri ile yavaş hareketleri yapmamızı sağlayan lipid metabolizması yolunun bozukluğunu düşündürmelidir. Buna karşılık hastada aynı yakınma örneğin seri ve hızlı yapılan yer silme gibi bir kol hareketinde, kol kaslarında ortaya çıkıyorsa bu kez başlıca tip-2 kas liflerinin kullandığı glikojen metabolizmasının bozuk olduğu düşünülmelidir. Bu yolların veya son ortak enerji yolu olan oksidasyon-fosforilasyon sisteminin bozukluğunda, egzersiz intoleransına serum laktat, piruvat, amonyak, miyoglobin düzeylerinde, her bir metabolik bozukluğa özgü olan değişiklikler de eşlik edebilir.

Bitkinlik

Myasthenia gravis ve kas-sinir kavşağının diğer hastalıklarında bir hareketi yapmakla o kasta, bazen başka kaslarda da, çok ileri derecede yorgunluk (tükenme) ortaya çıkar. Bu yorgunluk, başlangıçta normal veya daha iyi güç oluşturan kasın hareketinde devamlılığın sağlanmasındaki güçlük nedeni ile ortaya çıkar. Burada bozukluk sinir-kas kavşağındadır ve sorun, ACh ile n-AChR arasındaki iletişimin, biri veya diğerinin defektine bağlı olarak yeterli düzeyde olmamasıdır.

Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında Kaplıcanın Yeri Nedir

Atrofi

Kas hastalıklarında atrofi, periferik sinir hastalıklarındakine oranla çok daha geç gelişir. Bunun nedeni kas liflerinin tek tek hastalanması ve ancak zaman içinde, yeterince kas lifi tutulduktan sonra, kasın tüm kitlesini etkileyecek ölçüde küçülmesine, yani atrofiye neden olmasıdır.

Hipertrofi

Gerçek hipertrofi, miyotoni gibi kasılmanın belirgin, gevşemenin ise zor olduğu durumlarda görülür. Miyotoniye kas zaafının eşlik etmediği durumda (myotonia congenita), hipertrofi nedeni ile hasta “Herkül” görünümündedir.

Psödohipertrofi

Adından anlaşılacağı gibi, yalancı hipertrofidir. Hastalık nedeni ile henüz kaybedilmemiş kas liflerindeki hipertrofiye bağ ve yağ dokusundaki artış da eşlik eder ve kas kitlesi bu nedenle artar. En sık baldırlarda gastroknemius-soleus kas grubunda, bazen kuadriseps kasında, bazen de başka kaslarda görülür. Aynı miyopati nedeni ile çevredeki kasların atrofik durumda olması bu genişlemiş görüntüyü abartılı hale getirir.

Kemik Veter Refleksleri (Kvr)

Kas hastalıklarında KVR de, o kastaki zaaf ve atrofi ile orantılı olarak ve zaman içinde azalır veya kaybolur. Buna karşılık polinöropatilerde KVR birden veya çok kısa sürede kaybolur.

Miyotoni

Klinik olarak miyotoni güçsüzlüğün tersine, kasılmanın normal veya oldukça iyi, kasıldıktan sonra gevşemenin güç olduğu bir durumdur. Bu gevşeme güçlüğü o kasın, istirahatten sonraki ilk hareketlerinde çok belirgindir, aynı hareket tekrarladıkça harekette rahatlama görülür, çünkü gevşeme güçlüğü azalır. Örneğin hasta sabah yataktan ilk kalktığında, durakta otobüs beklerken otobüsün geldiğini görünce aniden koşup yakalamaya çalıştığında, başını aniden bir yöne çevirdiğinde, suskunken birden konuşmaya başladığında, eli ile bir şey tuttuğunda veya sıktığında, yemek yemeye başladığında ilgili harekette tutukluk hisseder. Bu tutukluk bazen romatizmal hastalıklar, özellikle sabah tutukluğu ile karıştırılabilir. Miyotoni, myotonia congenita’da olduğu gibi, bazı hastalıklarda tek belirtidir; bazen de  kalıcı kas güçsüzlüğü ile beraberdir: miyotonik distrofi buna örnektir.

Kontraktür

Aynı eklemin etrafındaki kasların kuvveti birbirinden farklı olduğunda o eklem, belli bir pozisyonda durma eğilimi gösterir, ilgili kasta kısalma olur ve zaman içinde eklemin bu pozisyonu sabitleşir (kontraktür oluşur). Kas hastalıklarında bu kontraktürün gelişmesi genellikle yıllar alır. Kontraktür oluşuncaya kadar tendonda gelişen ve giderek artan sertlik, egzersizle veya eklemi ters pozisyonda tutan atellerle önlenebilir veya azaltılabilir. Ancak sabit kontraktür geliştikten sonra o eklem, ancak cerrahi girişimle düzeltilebilir. Bazı miyopatiler kontraktür oluşturmaya özellikle eğilimlidir. Bu durumlarda kontraktür, kasların tutulumundan bağımsız olarak, oldukça erken gelişir. Bu hastalıklarda kontraktürlerin dağılımı da özellik gösterir. Bu hastalıklara örnek olarak Emery- Dreifuss kas distrofisi ve “rigid spine” hastalığı gösterilebilir.

Kas Ağrısı (Miyalji)

Jeneralize kas ağrıları başlıca kaslardaki inflamatuvar, nekrotizan, toksik veya metabolik süreçleri akla getirir. Metabolik hastalıklardaki ağrı genellikle veya yalnızca egzersizle ilişkilidir. Seyrek olarak distrofinopati, kaveolinopati gibi kas distrofilerinde de egzersizle kas ağrıları, özellikle baldır ağrıları görülebilir. Buna karşılık polimiyozit ve dermatomiyozite bazen, rabdomiyolize ise hemen her zaman eşlik eden miyaljiler sürekli ağrılardır. Bu ağrılar, ancak patolojik sürecin gerilemesi ile ortadan kalkarlar. Lokal kas ağrıları ise infeksiyon, lokal inflamasyon, infarkt, travma, hematom veya tümörlerde görülür. Kas ağrılarını eklem ve kemik ağrılarından ayırmak önemlidir. Eklem ağrıları lokal ve ekleme sınırlıdır, o eklemin hareketi ile artar. Kemik ağrıları ise daha derin, şiddetli, şiddeti sürekli aynı kalan, birçok zaman geceleri artan ağrılardır.

Kramp

Kramp kas hastalığından çok bir periferik sinir hastalığını düşündürür. Buna rağmen, özellikle egzersizle ortaya çıkan kramplarda ayırıcı tanıda metabolik miyopatileri, distrofinopati, kaveolinopati ve disferlinopati gibi kas distrofilerini de düşünmek gerekir. Kas miyofosforilaz eksikliğinde (McArdle hastalığı) ortaya çıkan kramp, egzersizi yapan kastadır ve elektrofizyolojik olarak sessizdir.

Diğer Kasların Zaafı

Kas hastalığı olduğu düşünülen bir hasta, özellikle geceleri nefes darlığı veya nefesinin yetmediğinden söz ediyorsa myasthenia gravis, asit maltaz eksikliği, polimiyozit mutlaka tanı olasılıkları arasında olmalıdır. Yutma güçlüğü ve ses kısıklığı da benzer durumları akla getirmelidir. Belirgin çift görme, oftalmoparezi de gösteren mitokondriyal miyopatiler veya okülofaringeal distrofiden çok myasthenia gravis’i düşündürmelidir. Yine boyun ekstansor kaslarının zaafına bağlı gelişebilecek başın öne düşmesi myasthenia gravis, polimiyozit gibi hastalıkları akla getirmelidir. Birçok miyopatide ise boyun fleksiyon zaafı görülür.

Sistemik Bulgular

Anamnez alınırken bazı sorular hastaya özellikle sorulması çok yardımcı olabilir. Örneğin rabdomiyoliz olduğu düşünülen bir hastada o sırada veya daha önceleri idrar renginde koyulaşma olduğunun anlaşılması tanıya çok yardımcı olur. Bazı ilaçların (anti-hiperlipidemik veya anti-hiperkolesterolemik ilaçlar, siklosporin-A, ipeka, amiodaron, kolşisin, klorokin, d-penisilamin,v.s.) kullanımı ve bazı toksinlere maruz kalmanın da miyopati yaratacağı bilinmeli ve hasta bu açıdan da sorgulanmalıdır. Bazı sistemik hastalıkların da miyopati yapacağı bilinmeli ve hasta bu sistemik hastalıklar açısından da sorgulanmalıdır. Bu hastalıklar arasında en sık düşünülmesi gereken hipotiroididir. Sinir sisteminin başka bölümlerinin tutulması da tanı olasılıkları yelpazesini daraltır. Örneğin, miyopatisi olan bir hasta epileptik nöbetler geçirdiğinden söz ediyor veya mental retardasyon gösteriyorsa mitokondriyal hastalıklar akla gelebilir.

Başlangıç Yaşı

Hastalığın başlangıç yaşının öğrenilmesi hastalığın gidiş hızını ve doğasını anlamak için gereklidir. Çok yavaş ve sinsi ilerleyen hastalıklarda hastanın ve ailesinin hastalığın başlangıç yaşını hatırlaması sıklıkla zor olur. Bu nedenle çoğu zaman hastaya ve ailesine geçmiş yıllara ait hatırlatmalar yapmak gerekebilir. Hastalık belirtilerinin başlangıcı yenidoğan dönemi, çocukluk veya ergenlik döneminde ise öncelikle herediter miyopatiler, genç ve orta erişkinlik döneminde ise öncelikle edinsel miyopatiler, geç erişkinlik ve yaşlılık döneminde ise öncelikle toksik-iyatrojenik miyopatiler akla gelmelidir.

Aile Öyküsü (Soygeçmiş)

Birçoğu genetik olarak kalıtılan kas hastalıklarında aile öyküsü, anamnezin vazgeçilmez bir parçasıdır. Soyağacı, anne-baba akrabalığı (akraba değillerse ailelerin aynı köy, kasaba veya şehirden olup olmadıkları), ailedeki ölüm nedenleri, ailedeki aynı hastalığı taşıyan bireyler ve yaşları/cinsiyetleri, ailedeki hasta olmayan bireyler ve yaşları/cinsiyetleri mutlaka kaydedilmelidir. Otozomal dominant geçiş belli hastalıkları, otozomal resesif geçiş başkalarını, X’e bağlı resesif geçiş ise diğer bazı kas hastalıklarını düşündürür. Ayrıca hastalığın başlangıç yaşı, ailede hasta olan bireylerde klinik tablonun homojen olup olmamasına ait bilgiler de tanıya yaklaşım açısından yararlıdır.

TERMAL TEDAVİ KAPLICA SUYU TEDAVİSİ İÇİN ÖNERDİĞİMİZ TESİSLER

http://www.kalyoncutermalvilla.com

http://www.kalyoncutermalarmutlu.com

http://www.kalyoncutermal.net

http://www.armutlutermaltatilkoyu.com

http://www.termaltedavitesisleri.com

http://www.armutluthermal.com

http://www.cinargayrimenkul.com.tr

http://www.islamitermaltatil.com

http://www.armutludevremulk.com

http://www.yalovaarmutlutermal.com

http://www.sarotkaplicalari.com

http://www.sarottermal1.com

http://www.armutlukiralik.com

Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında Kaplıcanın Yeri Nedir

Kas-İskelet sistemi hastalıklarında temel tedavi yöntemleri :

İstirahat

Hasta bölgenin korunması,

İlaç tedavisi,

Fizik tedavisi,

Egzersiz tedavisi,

Rehabilitasyon,

Cerrahi tedavi’dir.

Kaplıca tedavisi Fizik Tedavinin Hidroterapi (su ile yapılan tedavi) alt grubu içinde değerlendirilebilir. Temel tedavi yöntemleri ile kombine edilerek doktor kontrölünde uygulanacak olan Kaplıca Tedavisi Kas-İskelet sistemi hastalıklarında büyük yararlar sağlayabilir.

Kaplıcanın Etkileri Nasıl Oluşur ?

Kesin olarak bilinmemektedir.Kaplıcanın tedavi edici etkisi iki ana mekanizma ile açıklanır:

· Biyokimyasal-Spesifik etki; su içinde bulunan erimiş mineral ve gazların deri yoluyla emilmesi sonucu vücut metabolizmasında değişikliklere sebep olmaları.

· Termal-Nonspesifik etki; suyun sıcaklığı ve çevre faktörlerin etkisi ile kan dolaşımının artması, metabolizmanın hızlanması, sinir sisteminin ve hormonal sistemlerin uyarılması.

Kaplıca Tedavisinin Etkileri Nelerdir ?

· Genel durumda düzelme,

· Kan dolaşımında artma,

· Solunum hızlanması,

· İç organ işlevlerinde artma,

· Vücut ısısında artma-terleme,

· Bozulmuş hormonal ve sinirsel dengelerde düzelme,

· Ağrılarda azalma ve kas spazmlarının çözülmesi,

· Hareket kapasitesinde artma,

· Eklam ve kaslardaki kalıcı hasarların önlenmesi,

· Psikolojik rahatlama.

Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Hangi Çeşit Kaplıca Suları Faydalıdır ?

Kas-İskelet Sistemi hastalıklarında genellikle tuzlu, kükürtlü, karbondioksitli, oligometalik ve radyoaktif sular etkili olmaktadır. (Kütahya Yoncalı bölgesindeki sular bu özelliktedir)

Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında

 

Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında

Kas-İskelet Sistemi Hastalıklarında Hangi Çeşit Kaplıca Suları Faydalıdır ?

KAS İSKELET SİSTEMİ HASTALIKLARI

Kas-İskelet Sisteminde Sık Görülen Hastalıklar

İNFLAMATUAR ARTRİTLER

Eklemleri tutan iltihabi bir durum olan artrit her yaşta görülebilir. Eklemlerde ağrı, şişlik, tutukluk, yürümede zorluk, topallama ve elleri kullanmada zorluğa neden olabilir. Bel, boyun ve kalça ağrısı da sık görülen belirtileri arasındadır. Çocuklarda ateş ve döküntü de görülebilir.

Artritlerde erken tanı ve tedavi özürlülüğü önleyebilir.

İlaç tedavisinin yanı sıra egzersiz ve fiziksel aktivitenin korunması da önemlidir. Egzersiz ve ağrıyı azaltmak, eklem hareketini korumak ve günlük işleri kolaylaştırmak için kullanılan cihazlar tedavinin birer parçasıdır.

Günlük egzersiz eklem hareketini korur, kas ve tendonları güçlendirir. Şişmanlığı önlemek ve sağlığını korumak için bir çocuğun günlük en az 30 dakika fiziksel aktiviteye ihtiyacı vardır. Egzersiz programı hastanın ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir. Size en uygun egzersiz programını belirlemek için bir uzmana başvurunuz.

Aile ve arkadaşlar, artritli hastanın en önemli destekleridir.

Ebeveyn olarak artritli çocuğunuzun sağlıklı olması ve mutluluğu sizin sorumluluğunuzdadır. Bunun için;

- çocuğunuzun düzenli olarak doktor kontrolüne gitmesini,

- ilaçlarını düzenli kullanmasını,

- kullandığı ilaçların olası yan etkilerinin takip edilmesini,

- çocuğunuzun egzersizlerini yapmasını sağlayınız.

Juvenil Romatoid Artrit (JRA)

Çocukluk çağında en sık görülen artrit formu juvenil romatoid artrittir. Bu hastalık eklemlerin yanı sıra başka organları da etkileyebilir. Eklem bulguları gün içinde değişim gösterebilir. Eklem tutukluğu ve ağrı bazı günler az, bazı günler ise çocuğun zor hareket etmesine neden olacak düzeyde fazla olabilir.

Juvenil romatoid artritin farklı tipleri vardır. Her tip farklı başlangıç gösterir. Belirti ve bulgularda farklı olabilir.

Juvenil romatoid artrit süreğen bir hastalıktır. Çocuk okuluna devam edebilir ve sosyal aktivitelere katılabilir, ancak eklem hasarı olduğunda bazı düzenlemeler yapılması gerekebilir.

Hastalığın bazı dönemlerinde belirti ve bulgular azalabilir ki bu dönemler yavaşlama dönemi olarak adlandırılır ve süreleri değişken olabilir.

Juvenil romatoid artrit için hızlı ve basit bir çözüm yoktur, ancak hastalığın kontrol altına alınması mümkündür.

Tedavi ve Öneriler

Tedavide hedef;

Belirtileri kontrol altına almak,

Eklem hasarını önlemek,

Çocuğun fonksiyonlarını korumaktır.

Tedavi bireye özgü olmalıdır, aile ve çocuk bu tedavi sürecine aktif olarak katılmalıdır.

Çocuğun okul dışı aktivitelere katılımı sağlanmalıdır,

Artrit hastası olarak yetişkin döneme geçişe hazırlanması için çocuğun sorumluk aldığı aktivitelere katılmasına izin verilmelidir,

Egzersizlerini düzenli yapması için ona destek olun,

Çocuk, artriti olduğu için kızgın veya üzgün olabilir. Çocuğun hastalığını kabullenmesi ve tedaviye aktif olarak katılımının tedavinin başarısını artıracağı unutulmamalıdır .

Aile artritli çocuğuna hastalığından önceki gibi davranmaya çalışmalı ancak hastalığı nedeniyle özel ihtiyaçlarının olduğunu unutmamalıdır.

Her şeyi onun için yapmaya çalışmak çocuğun aileye bağımlılığını arttıracaktır.

Romatoid Artrit

“İltihaplı romatizma” olarak bilinen Romatoid artrit süreğen ağrı, eklemlerde ve bazı organlarda etkilenim ile karakterize bir hastalıktır. Artritin en sık görülen şeklidir.

Birçok eklemi etkileyebilir, ancak el ve ayaklardaki küçük eklemler daha fazla etkilenir. Romatoid artrit, ağrı ve eklemlerde tutukluğa neden olur. Tutukluk tipik olarak sabahları daha kötüdür. Bunların yanı sıra iştahsızlık, hafif ateş, göz kuruluğu, ağızda kuruluk ve romatoid nodül denilen cilt altı şişlikler görülebilir.

Tedavisi nasıldır?

Mevcut tedaviler birçok hastada belirtilerin azaltılması ve fonksiyonların normale yakın düzeyde korunmasını sağlamaktadır.

Tedavide amaç eklem hasarının önlenmesi ve özürlülüğün en aza indirilmesidir. Hastalığı iyi kontrol edilmeyen romatoid artritlilerde kalp hastalığı ve felç riski artmaktadır.

Artritli birçok hasta sorunlarına rahatsızlıklarına rağmen aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilir.

ANKİLOZAN SPONDİLİT

Ankilozan spondilit, omurga ve omurga ile kalça eklemini bağlayan eklem olan sakroiliak eklemi tutan romatizmal bir hastalıktır. Göz, akciğer ve kalp kapakçıklarını da tutabilir.

Bel ağrısı, eklemlerde tutukluk, hareket kaybı ve eklemlerde şekil bozukluğuna neden olabilir. Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Tipik olarak ergenlik çağında olanlar ve genç erkekler daha fazla etkilenmektedir. Omurga hareketliliğinde kayıp hastalığın erken belirtilerindendir. Bel omurlarının yanı sıra, omuz, kalça ve ayak eklemlerinde de etkilenme görülebilir.

Erken tanı ve tedavi, ağrı ve özürlülüğü en aza indirebilir. Egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Egzersiz tedavisi;

Vücut düzgünlüğünün korunmasına yardımcı olur,

Eklemleri korur,

Solunum egzersizleri akciğer kapasitesini korumaya yardımcı olur.

 

Ankilozan Spondilit hastalarının önemli bir kısmı aktif ve üretken bir yaşam sürebilirler.

Miyopatiler

Miyopati; enfeksiyon, kalıtsal hastalıklar, elektrolit düzeyi ile ilgili hastalıklar ve tiroid hastalıkları gibi nedenlerle, kasın yapı ve fonksiyonunun bozulmasıdır. Miyopatilerin bazılarında ise kişinin kendi bağışıklık sistemi, kas hasarı ve güçsüzlüğe neden olur.

Miyopati, hastalarda boyun, omuz ve kalça çevresindeki büyük kaslarda kuvvetsizlik oluşturur. Bu, merdiven çıkmada zorluk, sandalyeden kalkmada veya yukarı uzanmada zorlanma şeklinde kendini gösterir. Hastalar kaslarında ağrı hissetmeyebilir. Bazı hastalarda yutma güçlüğü, gıdaların soluk borusuna kaçması (aspirasyon) görülebilir. Solunum güçlüğü ve öksürük diğer yakınmalar arasında sayılabilir. Miyopatilerin zeka düzeyi üzerine etkisi yoktur.

 

Tedavisi nasıldır?

Tedavi miyopatinin türüne göre değişir.

Egzersiz miyopati tedavisinin önemli bir parçasıdır. Miyopatinin tipine ve hastalığın derecesine göre egzersiz programları düzenlenir:

İleri derecede güçsüzlüğü olan ve yatağa bağımlı olan hastalara, bakımı engelleyecek kalıcı hareket kısıtlılığının önlenmesi için eklem hareket açıklığı egzersizleri önerilir.

Güçsüzlüğü orta derecede olan hastalarda kas kuvvetlendirme programına başlamalı ve egzersizler hastanın kaydettiği gelişmelere göre yeniden düzenlenmelidir.

Hafif güçsüzlüğü olan hastalar ise normal aktivitelere katılmaları için desteklenmelidir.

Egzersiz programları her hastaya özel hazırlanmalıdır.

MÜSKÜLER DİSTROFİLER

Kas erimesi olarak bilinen müsküler distrofi, çocukluk çağında en sık özürlülüğe neden olan hastalıklar arasında serebral palsi ve miyelodisplaziden sonra üçüncü sırada yer alır.

Duchenne müsküler distrofi çocukluk çağı kas hastalıklarının en ağır ve en sık görülen formudur. Hastalık sadece erkek çocuklarda görülür. Genellikle 3 yaşından önce belirti verir. Yürümede isteksizlik, koşma-zıplama güçlüğü ve düşmeler erken belirtiler arasında sayılabilir. Bunların nedeni ise kaslarda oluşan kuvvet kaybıdır. Çocuklar 10-12 yaş civarında yürüme yeteneklerini kaybederler. Omurga eğrilikleri, solunum kaslarının zayıflaması, kalp kasının tutulumu hastalık seyrinde görülen diğer problemlerdir.

Becker müsküler distrofi daha iyi seyirli olan tiptir.Tanı genellikle 5-25 yaş arasında konulur, iskelet kası tutulumu daha hafiftir. Çocuklar tanı koyulduktan 20 yıl sonrasına kadar yürüyebilirler. Kalp kası tutulumu daha belirgindir. Kalp kası tutulumu olmayanlarda beklenen yaşam süresi normaldir.

Müsküler distrofilerde de tedavinin amacı hastanın ailesi ve sosyal çevresi içinde mümkün olan en kaliteli yaşam biçimini sürdürebilmesidir.

Tedavisi nasıldır?

İlaçların tedavideki yeri sınırlıdır.

Egzersiz tedavisi kas güçsüzlüğünün derecesine göre hastaya özel planlanmalıdır.

Çevre eklemlerde ve omurgada oluşabilecek şekil bozukluklarını önlemek, mümkün olan en uzun süre hareketliliği korumak amacı ile cihazlar önerilebilir.

Solunum kapasitesini devam ettirebilmek için erken dönemden itibaren tedaviye başlanmalıdır.

Azalan hareketlilik enerji tüketimini azaltır ve kilo alımını kolaylaştırır. Uygun diyet ve egzersiz planlanarak kilo alımı ile mücadele edilmelidir.

Tüm tedavi seçeneklerinin uygulanmasına rağmen hastaların bir kısmı hareket yeteneklerini kaybedebilir, yatağa bağımlı hale gelebilir.

Hastalığın doğal seyri içinde çocuk bütün aktivitelerde giderek bağımlı hale geleceğinden aile için oldukça zor bir hastalıktır. Bu nedenle mümkün olan tüm kaynaklardan hastalık hakkında bilgi edinilmeli, olumsuz düşünülmemeli, çocuğun ve ailenin yaşam kalitesi artırılmaya çalışılmalıdır.

Öneriler

Çocuğun hastalığı ile yaşamasını kolaylaştırmak için:

Hastalığı konusunda sorduğu soruları anlayabilecekleri bir dille yanıtlayın.

Çocuğa daima ve öncelikle bir birey olduğunu ve hastalığının hayatının yalnızca bir yönü olduğunu hissettirin.

İstediği şeyleri yapabileceğinin altını çizin ve bunları yapmak için farklı yollar bulmasına izin verin, çocukların çok yaratıcı olabileceğini unutmayın.

Aşırı korumacı olmayın, bağımsızlaşması için ona yardımcı olun.

Aktivitelerde çocuğunda yer almasını sağlayın.

OSTEOPOROZ ( KEMİK ERİMESİ)

Osteoporoz kemiklerin kütlesinde azalmaya, kemik kalitesinin bozulmasına yol açan ve en yaygın görülen kemik metabolizması hastalığıdır. Kemiklerdeki kütle azalması ve kalite bozulması kemiğin kolaylıkla kırılabilmesine neden olmaktadır.

Büyüme esnasında kemik birikimi için yeterli kalsiyum alınmalı, normal östrojen salgılanmalı ve yeterli vücut ağırlığı olmalıdır.

Risk faktörleri

Kimlerin bu hastalığa yakalanacağı önceden öngörülememektedir. Ancak hastalığa yakalanma riski aşağıdaki durumlarda artmaktadır:

  • 45 yaşın altında menopoza girme (doğal olarak ya da ameliyat sonrası)
    · Kadın olmak
    · İleri yaş
    · Ufak tefek zayıf yapıda ve beyaz tenli olmak
    · Ailede osteoporoz sonucu oluşmuş kırık öyküsü (Özellikle annede kalça kırığı)
    · Daha önce kırık geçirmiş olmak (Ön kol kırığı gibi)
    · İltihaplı eklem hastalığı ya da astım varlığı
    · Kemik yıkımını hızlandıran ilaçların kullanımı (kortizon,guatr ilaçları,sara ilaçları, heparin vb)
    · Yetersiz kalsiyum ve D vitamini alımı
    · Sigara içme, alkol kullanımı, fazla kahve tüketimi
    · Aşırı tuz, protein alımı
    · Düzenli egzersiz yapma alışkanlığının olmayışı
    · Erkeklerde düşük testosteron düzeyi
    · Uzun süreli yatak istirahatı
    · Kronik böbrek yetmezliği
    · Besin emilimini bozan mide barsak sorunları
    · Tiroid hormonunun fazla salgılanması
    · Paratiroid hormonunun fazla salgılanması
Yukarıdaki faktörlerden bir ya da birden fazlası sizde var ise osteoporoza yakalanma ve kırık riskinizin olacağını unutmayın.

Osteoporozdan korunmanın başlıca yöntemi; büyüme çağında olabildiğince güçlü ve sağlam kemik yapısı oluşturmak ve sonraki yaşlarda kaybı engellemektir.

Osteoporoz tanısı nasıl konulur?

Kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçümü osteoporoz riski yüksek olan hastalarda yılda bir kez, düşük olan hastalarda 2-5 yılda bir tekrarlanır. Tedavi alanlarda yanıtı değerlendirmek içinde yılda bir kez tekrarlanabilir. Bir yıldan daha kısa aralıklarla yapılmasının yararı yoktur. Kemik ölçümleri hızlı, kolay yapılabilen testlerdir. Son zamanlarda daha ucuz ve basit olan ultrasonografi gibi kemik ölçüm yöntemleri de kemik tarama çalışmalarında kullanılmaktadır.

Tedavisi Nasıldır?

Tüm hastalıklarda olduğu gibi osteoporozda da hastalıktan korunmak öncelikli amaç olmalıdır. Osteoporoz günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Osteoporoz tedavisinin en önemli amacı kırıkların azaltılmasıdır.

Osteoporoz tedavisinde ilaç ve ilaç dışı tedaviler söz konusudur.

İlaç dışı yaklaşımlar kapsamında:

  • Uygun beslenme programının bir beslenme uzmanı tarafından planlanması
    · Kemik sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek gıda, alışkanlıklar ve ilaçlardan uzak durma
    · Fiziksel aktivitenin desteklenmesi (yaşa göre egzersiz)
    · Düşmelerin önlenmesi aileye ev içi kazaları önleyecek düzenlemeler önerilebilir
    · Mimari engellerin giderilmesi
    · Düşmeler sonucu kalça kemiği kırıklarına sık rastlanmaktadır. Bu amaçla bu bölgeye koruyucu pedler konulması
  • Hastaların osteoporoz konusunda bilinçlendirilmesi
  • Ani ve uzun süreli ağrının tedavisi önem taşımaktadır

Kas-İskelet Sistemi hastalıklarında genellikle tuzlu, kükürtlü, karbondioksitli, oligometalik ve radyoaktif sular etkili olmaktadır

  • Kalyoncu Termal Yalova

  • Balneoterapi Nedir

  • Kaplıca Tedavisinin Amacı

  • İşe Bağlı Kas İskelet Hastalıklarıİşe bağlı kas iskelet hastalıkları; tekrarlanan aşırı kullanım bozuklukları veya tekrarlanan incinme bozuklukları olarak tanımlanmaktadır. Bu terim boyun, omuz ve kolların ağrılı durumlarında ve karpal tünel sendromunda da kullanılmaktadır. Temel yakınma boyun, omuz, kol, el bileği ve belde ağrı; yorgunluk, ellerde ve önkolda zayıflık, hissizlik, ağırlık hissi, ellerde katılık, becerisizlik, elleri açmada/kullanmada zorluk ve ellerde soğukluktur.

    Kas iskelet sistemi hastalıklarında işteki fiziksel ve psikososyal faktörler önemlidir. Aşırı efor, tekrarlanan hareketler, postür, vibrasyon, ısı ve alet kullanımı içeren birçok faktör işe bağlı kas iskelet rahatsızlıklarına katkıda bulunur. Yumuşak doku fonksiyonlarındaki zorlanmalar el ve kol tendonlarında değişikliklere bu da ağrı ve/veya hareket kısıtlılıklarına yol açabilir.

    Sinirlerin bası altında kalması sonucu etkilenen sinir dağılımı boyunca uyuşukluk, güçsüzlük ve ağrı oluşabilir. Kas kasılmasının uzun süre devam etmesi kas yorgunluğu ve ağrıya neden olur. İş yerindeki ısı değişikliği de hastalıkları tetikleyebilir. Isının 20 derecenin altında olması dokunma duyusunu etkiler, el becerilerini ve dolaşımı yavaşlatabilir.

    Bel ağrısı, çalışan popülasyonu etkileyen en yaygın kas iskelet bozukluğudur. Tetik parmak, başparmakta ve elbileğinde tendon iltihaplanması, boyun/sırt ağrısı, tenisçi dirseği, golfçü dirseği, ulnar sinirin tuzaklanması, omuz ağrısı, karpal tünel sendromu en sık görülen yakınmalardır. Boyun ağrısı uzun süreli aynı pozisyonda olmayı gerektiren işlerde, başın önde olması ve boyunun arkaya doğru aşırı zorlanmasında, başüstü yapılan işlerde görülebilir.

    Boyun ağrısı, en sık bir masada boyunu uzun süre sabit pozisyonda kalan kişilerde oluşur. Uygunsuz boyun pozisyonu; boyun kaslarında erken yorgunluğa neden olur. Boyun ve sırtın üst kısmında ağrı oluşur, baş ağrısı sıktır, aynı zamanda dirsek, önkol ve ele doğru yayılan ağrı oluşabilir. İşe bağlı kas iskelet hastalıklarında en sık görülen hastalıklardan biri de karpal tünel sendromudur. Bu duruma el-el bileğinin vibrasyonu, uygunsuz pozisyonu, avuç içine lokal basınç ve zorlu el-el bileği hareketleri neden olur. İlk 3 parmakta uyuşma, karıncalanma, yanma veya ağrı gibi belirtiler oluşabilir.

    Tekrarlayıcı aşırı kullanım bozukluğu hastalıkları tedavisinde ana unsur işyerinde gerekli değişiklikleri yapmaktır. Tedavide ilaçlar, uygun ateller, fizik tedavi, postür egzersizleri, germe ve güçlendirme egzersizleri, gevşeme egzersizleri önerilir; gerekirse cerrahi tedavi uygulanır.

    Günümüzde bilgisayar teknolojisinin yoğun kullanımı sonucu tekrarlayan aşırı kullanım bozuklukları giderek artmaktadır. Mesleki korunma tedaviden çok daha kolay olduğundan iş yerlerinde gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Bilgisayar ekranına bakış uzaklığı 50-70 cm olmalı, ekranın üst kenarı göz hizasında olmalıdır. Monitör ve klavye kullanıcının tam karşısında olmalıdır. Klavyenin yeri dirsek seviyesinde olmalı, dirsek bükülümü 70-90 derece üzerinde olmamalı, önkol ve bilekler yere paralel ve doğru düzlemde olmalıdır. Klavyenin tuşlarına hafifçe dokunulmalıdır. Mouse hafifçe kavranmalıdır. Parmak, el ve bilek sinirlerinde zedelenmeye yol açabileceğinden mouse kullanımı en aza indirilmeli, klavye kullanımına ağırlık verilmelidir. Çift tüm fonksiyonlar iki elle yapılmalıdır. Telefon omuz ve kulak arasında tutulması boyun ve kol ağrısını arttırmaktadır. Bunun önüne kulaklık kullanımı ile geçilmelidir.

    Kalemin sıkıca kavranması el bilek, önkol, boyun ve omuzda gerginliğe yol açar, bunun için geniş kalemler kullanılmalıdır. İskemle kişinin boy ve kilosuna uygun olmalıdır. İskemle yüksekliği ayarlanabilir, tekerlikli, ekseni etrafında dönebilen, kolçaklı ve bel-sırt destekli olmalıdır. Dizler 90-105 derece arasında tutulmalı, oturulduğunda ayaklar yerdeyken uyluklar yere paralel olmalıdır.

Bizden Haberler

0 64
Yalova'nın Gezilecek Yerleri Mesire Yerleri  Hasan Baba Korusu: Yalova Çınarcık karayolu üzerinde, Çınarcığa 4,5 Km uzaklıkta yer almaktadır.  Termal: Kaplıcaların bulunduğu bu yörede Gökçedere ve Üvezpınar köyleri arasında birçok...